my playlist

28 Aralık 2011 Çarşamba

Yeni yıl hoşgeldin :)

Bugün bir oyun oynayalım hep birlikte
Öngörümüz şöyle olsun
Yeni yıla nasıl girersek öyle gidermiş diyorlar ya hani
Biz de yeni yıla girmeden son üç gün kala
Neler istiyorsak hayatımızda yazalım
Sonra isteyelim..
Ben Noal Baba dan istiyorum
Siz evrenden isteyin yada herhangi birinden, bir şeyden..
Çoğu insan inanmaz Noel Baba ya
Saçma bulur kimileri
Ben inanıyorum
Sağlık, huzur, mutluluk, sevgi, aşk gibi şeyler istemiyorum Noel Babadan
Onlar nasıl olsa bizimle kendimizle ilgili olduğundan..
Kendimize iyi bakarsak sağlıklı oluruz
Hep pozitif düşünmeye, hatalarımızdan ders almaya çalışırsak huzurlu ve mutlu
Geriye dönüp bakarak zaman kaybetmezsek neşeli
İnanırsak şansımıza
Aşık oluruz..
Ben tüm bunların ötesinde bir şeyler istiyorum yeni yıla girerken
Basit şeyler..
Artık daha az şaşkın olmayı
Duygularımın daha stabil olmasını gel-gitler yaşamamayı
Buluş yapmayı
Daha çok konsere daha çok tiyatroya gitmeyi
İstanbulu keşfetmeyi
Bir adet kırmızı mini Cooper ım olmasını
En yakın arkadaşlarımın bundan sonraki hayatlarını İstanbul da planlıyor olmalarını
Dünyayı gezmeyi
Ateşin bana teyzecim dediği günün biran önce gelmesini
Daha çok spor yapabilmeyi
Günde 6 saat uykuyla yetinebilmeyi
Havanın daha güneşli olmasını
Ata binmeyi profesyonel olarak başarabilmeyi
Ailemi daha sık ziyaret edebilmeyi
Daha çok para kazanmayı..
Her istediğimi olmasa da en çok istediklerimi o an elde edebilmeyi..
Bu gibi şeyler işte..
Ben istedim Noel Baba dan
Söz verdi getirecek J
Siz de isteyin
2012 şans getirsin hepimize
Herkese daha pozitif, daha güzel yepyeni bir yıl diliyorum
Hayallerimiz gerçek olsun..
Şans hep bizden yana olsun..
Hayal kırıklıkları olmasın..
Bi de umut olsun
Büyük umutlarımız olsun ki
İnancımız olsun..
Herkese kocaman sevgiler
Hoş geldin 2012
Seni sabırsızlıkla bekliyoruz
Bizi hayal kırıklığına uğratma..
Çünkü biz seni sen henüz gelmeden sevmeye başladık bile..
31 aralık 2011 sabahı güneş doğduğu an
Evrenden istediğimiz her şey gerçek olacakmış J
Herkese bol pozitif enerji diliyorum
Şimdiden depolamaya başlayalım
Ki sonrasında kafamız karışmasınJ
İyi geceler İstanbul J
Mutlu yarınlar..

25 Aralık 2011 Pazar

Abluka

Yalnızca kendi hikayelerinin kahramanları olan insanlar tanıdım
Güneşin bugün ışıltısını esirgediğinden yakınıp mutsuzluğu kahramanlık sayan insanlar
İzledikleri yanlış yolları kader diye tanımlayan insanlar tanıdım
Seçimleri zorunluluk
Elde edemedikleri şanssızlık
Korkuları hurafe olan..
Ezikliği boyun eğme
Başkaldırmayı dik kafalılık diye tanımlayan insanlar tanıdım..
Aşkı alışkanlık
Alışkanlığı sevgi
Sevgiyi gereklilik olarak gören
Mücadele etmek yerine kabullenen
Binlercesi arasından kazanıp yarışı
Sonra da bunu sıradanmış gibi yaşayan
Öyle çok insan tanıdım ki..
Konuşuyoruz bazen
Sorular soruyoruz
Arayışlarımız oluyor
Hayat telaşla akıp giderken buluyoruz
Doğru zaman değil diyoruz
Dönüyoruz arkamızı
Değerini bilmiyoruz..
İnsan beynini çözümlemeyi kim başarmış ki biz kendimizi çözebilelim,
Anlamlar yükleyebilelim hayatlarımıza..
Belki kolaylaştırabiliriz ama;
Kendimizi kandırmadan
Sadece bize sunulanı değil de
Bizim sunabileceklerimizi düşünerek
Daha anlamlı şekiller verebiliriz belki de..
Hayatı daha güzel hale getirebilmenin yollarını arıyorum ben
Bu ilk adım olsun diyorum
Bir bebek düşünün
İlk adımı attığı anda yükselen alkış seslerini sonra
Ardından yüzünde beliren gülümsemeyi
Ve o anın beyninde belkide hayatının bundan sonraki her adımında nasıl hatırlanacağını düşünün..
İlk alkış, ilk gülümseme, ilk kelime, ilk arkadaş nasıl önemliyse sonraki adımlarımız için
İlk hüzün, ilk hayal kırıklığı, ilk boyun eğme, ilk korku da o denli kazınıyor beyinlerimize..
Kendi hayatlarının kahramanları olabilenler
Bunu yönetebilirken,
Başkalarının hayatlarında kaybolup gidenler
Yavaş yavaş yok oluyor
Hep deriz ki
Ölüm sessizce gelse uykudayken ya da acıtmadan
Sonrasını ve öncesini hatırlamasak
Bu da onun gibi işte
Kendini şekillendirebilenler değişime ayak uydurabilirken
Mutlu olabilmeyi becerebilirken
Kendi hayatlarının ve başkalarının esiri olanlar
Yavaş yavaş yok oluyorlar..
Garip değil mi
Herkes doğru olanı bulmak ister yanılmamak için
Oysa kimse uğraşmaz doğru insan olabilmak için..

19 Aralık 2011 Pazartesi

İyi Geceler İstanbul :)

Artık geceleri tek başına uyurken korkmuyorsan,
Duydugun seslere anlam yüklememeyi başarabiliyorsan
Rüyalarını kontrol edebiliyor, ertesi gün seni etkilemesine izin vermiyorsan
Kimi zaman aslında olmadığın biri gibi davranırken
Aynı anda bununla huzur buluyorsan
En yakın arkadasların senin hiç te hayal etmediğin hayatları yaşıyorken
Onları sessizce izleyebiliyorsan
Ben olsaydım demeyi bıraktıysan
Yalanlar söylerken sana birileri
Sen hiç anlamamış gibi gülümsüyorsan
Dünyanın aslında çok ta büyük olmadıgının farkındaysan
ve aynı zamanda hiç bir şeyin tesadüfen olmadıgının
Büyümüşsün demektir..
Sorgulamayı bıraktığında
Yalnızca kendine sorular sorduğunda
ve kendini suçlamayı bıraktıgında
Olgunlaşmışsın demektir...
Galiba farklı iki karakterle farklı iki hayat yaşamaya başladıgında 
Kaosun bir parçası olmayı başarmışsın demektir..
ve bundan hiçte rahatsız olmuyorsan
Mutlusun demektir..
Gerçek dünyaya hoşgeldin öyle ise
O kadar kolay olmayacak elbette
Ama en güzeli her yeni gün yeni şeyler ekleyebiliyor olmak..
Kendini kandırmadan mutlu olabilmeyi başarabiliyor olmak
ve çok fazla şey beklememek hayattan
O nasıl olsa getiriyor istediklerini
Uzak ya da yakın
Evrenden istiyorsun o sunuyor 
Karşılık beklemiyor..
Ben de istiyorum..
En çok ta en sevdiklerimi yanımda istiyorum..
İyi geceler İstanbul :)

5 Aralık 2011 Pazartesi

Mavi

Beynimin içinde konuşup duran çocuk
Sen neden artık özgürlüğüme kavuşturmuyorsun beni dedi kadın..
Hala taptaze cildi, özgüveni, yaşama tutkusu yanındaydı bunları söylerken
Adam geldi elini uzattı kadına..
Kadın gülümsedi, hoş geldin dedi..
Sonra içindeki küçük çocuğa uyarılar gönderdi,
Git artık beynimden ben olgun bir kadınım ve senin her şeye gülümsemek isteyen, hayatı hafife alan şakacı ve sempatik tavırlarını yanımda istemiyorum dedi..
Adama baktı gözlerini kaçırmadan, en içine, ruhuna dokunarak belki de..
Sonra adam elini tuttu kadının
Açıklama yapmamıştı elini bırakırken
Bu kez sordu
Ellerin neden bu kadar soğuk?
Üşüyorum dedi kadın
Hava soğuk
Eskiden olsa gözlerini kaçırır bilmem öyle mi diye sorardı
Şimdi havanın soğuk olmasından yakınıyordu
Değişmeye çalışıyordu
Adam bıraktı elini kadının
Beklediğim cevap bu değildi dedi..

Başka bir coğrafyada ise adam susturmuştu beyninin içindeki çocuğu
Kadın geldi
Hoş geldin dedi adam
Gülümsemek istedi
Yapamadı
Ciddi ciddi uzun uzun baktı
Kadın esaret altında hissetti kendini
Elleri çok soğuktu adamın
Neden her an kaçıcakmış gibi tutuyorsun ellerimi diye sordu kadın
İçindeki çocuk olsa artık kendime güvenmıyorum
Gidersin belki diye çocukça bi önlem alıyorum derdi
Şimdiyse yine baktı uzun uzun
Bi nedeni yok seni özlemişim dedi sadece
Kadın tatmin olmadı
Yine eller birleşmedi, gözler soğudu, hayatlar karıştı..

Zamana karşı değişmemeli insan
Aynı kalabilmeli
ki çocuk susmasın
Ben büyüdüm desin..
Çocuklar sandalda mavi umutlara yolculuk ederken çok mutlu hissederler
Büyükler savaşırken
Çocuklar bir dilek ağacı olurlar savaşın ortasında
Ve dilek tutarlar her daim içindeki çocuğu yaşatanlar
Sonra gülerler
Konuşurlar
Şaşırırlar
Önce büyümek ister sonra küçülmek isterler
Bilmezler ki hep aynı kalırlar
Değişen sadece zaman olur..

Gülümse çocuk dedi kadın
Fonda bi müzik vardı
Sonra maviyi gördü uzaklarda
Umuttu adı rengin
Sevdi..Hissetti içinde..

Gülümsedi adam bu kez
Gözlerini kapadı
Huzurdu adı
Hissetti
Yerinden kalktı
Yürüdü renklere doğru
Maviyi seçti
Sonra kadını seçti
Tuttu ellerini
Gözlerini kapadı

Ve bir rüya gördüler
Uyandıklarında asla hatırlamayacaklardı
Hesabı sorulmazdı..
Ne de olsa çocuklardı..

20 Kasım 2011 Pazar

Üç Arkadaş

Beyin komut verir ruh dinler. Sonra sorular sorar ? neredeydim nereye yolculuğum nereye gidiyorum der .. bir hikaye anlatır ruh, kalp sessiz kalır. Sonra beyin yine komut verir. Bu kez iki ayrı cevap duyacağını bilir ama yine de verir..ruh yeni baştan anlatır hikayeyi, gözleri dolar kalbin, beyin acımaz düşünür..stabildir..kalp gözyaşlarını tutamadığında ruh destek olmalıyım der..kalp ile ruh düşman olur bu kez beyine..beyinse asla vazgeçmez düşünmekten.. düşünür düşünür..
Yıllar geçer..kalp unutur, ruh yeni hikayeler anlatır..beyin hala düşünüyordur..bu üç arkadaş hiç anlaşamaz hayat boyu..
Bir dost çalar kapıyı..hayat telaşla akıp giderken unuttuğum için affedebilecek misin beni der..hoşgeldin der kalp sarılmak ister, gözleri dolar..ruh kurgular neden diye sorar..beyin komut verir, giderken düşündün mü artık kapılarım sana kapalı der..
Bir kardeş çalar bu kez kapıyı..seni kırdım ama yardımına ihtiyacım var. Yardım edecek misin diye sorar..kalbin canı acır, öyle çok acır ki tutamaz gözyaşlarını, yine hoş geldin der..ruh kurgular, acaba diye sorar..zor gününde olmasaydı yine de gelir miydi acaba der..beyin komut verir yine..sana yardım edemem, sen beni üzmüştün ben de seni sildim der..
Eski sevgili gelir..çok zaman oldu ama ben seni unutamıyorum affedebilecek misin der..kalp dejavu olur hala aynı bakan gözleri görünce..içeri davet etmek ister, dinlemek ister, anlatmak belki de..kimbilir belki de sadece sarılmak ister..ruh neden gittin neredeydin bu kadar zamandır diye sorar..bir hikaye anlatır kendine ve ona inanır..beyinse içeri bile almaz geleni..gittiğin gün geri gelemeyecektin bunu biliyordun göze almıştın der..
En son ölüm çalar kapıyı..
Gidiyoruz der her üçüne de..ruh bedenden ayrılır özgürlüğüne kavuşur..rahat bir nefes alır..beyin hoş geldin ben de seni bekliyordum der ilk kez..ve bırakır komut vermeyi denileni yapar sadece..
Bir tek kalp kalır..o sonsuza dek korur bedeni..iyi ve kötü gününde yanında olur..sonra uyurlar sessizce..sonsuz yolculuklarına giderken..duymazlar artık ama bilirler yan yanalar..bilirler ve huzurlu uykularında yalnızca güzel rüyalar görürler..
Geride kalanlarsa güle güle der her üçüne de..bir tek kalbi unutmazlar..o hep hafızalarda kalır.. 

18 Kasım 2011 Cuma

Özgürlük ?

Bisiklete binip ellerini bırakıp pedalları hızlıca çevirmek
Uçurtma uçurmak
Parasailing yapmak
Balonda yolculuk ederken bulutlara dokunmak
Bi bebeği kucağına almak ve o sırada düşüreceğinden korkmak
Ata binmek
Gece yalnız başına uyurken korkularını düşünmemeye çalışmak
Saçlarını istediğin en uçuk renklere boyamak
Sahilde yürürken yanından geçenlerin hayat hikayelerini tahmin etmeye çalışmak
Hiç tanımadığın birine derdini anlatmak
Taksimde ıslak hamburger yemek
Pinhani dinlemek
Rüzgarı arkana alıp koşmak
Fransızca şarkılar dinlerken ne anlatıyo diye tahmin etmeye çalışmak
Uno oynamak
Kalbin çok hızlı atarken ona yetişmeye çalışmak
Sorgulamak hayatı
Canın istediği anlarda gidebilmek
Hayal kırıklığı yaşadığın zamanlarda güçlü olabilmek
Şişe çevirmece oynarken hep doğruluğu seçmek J
Yeterince cesur olamamak
Kırmızı ışıkta geçmek
Konsere gitmek
Kar yağarken penceren açık izlemek
Sonu olmayan sorular sormak
Ağlamak ve ağlarken gözyaşlarını kimselere göstermemek
Gülmek
Cesaret
Bi de aştide bi kimsesizle sohbet edebilmek…
Özgürlük dedikleri şeyin sınırları yok
Canının istediği her şeyi yapabilmek kimi zaman..
Belki de sadece ayrıntılarda boğulmamak..

not: sadece en yakın arkadaşım sevmediği için yazımın sonunu değiştirdim :)) bu da bi özgürlük :)
       @Melis :)

14 Kasım 2011 Pazartesi

Yabancı..

Bi yabancı tanıdınız mı hiç? En yakınlarınızda ama uzak olanlardan..en sevdiklerinizden belki de..belki de asya familyasından..belki ailenizden biri belki arkadaşlarınızdan belki de aşık olduğunuz biri ama yabancı..çözmeye çalışırken zorlandınız mı?
Bi köpeğim vardı üniversite yıllarında..geldiğinde minicikti birlikte uyuduk ilk gün..alışmaya çalışıyordu, annesinden çekip almıştık onu. Haklıydı zorlanıyordu ve kendine benzer hiçbir varlığın olmadığı bi yerde kendini savunmasız hissetmesin diye onu yanıma aldım birlikte uyuduk..sarıldım..babamın küçükken aldığı bi oyuncak kaplumbağam var yıllardır ona sarılıp uyurum geceleri..bitek o gece tekilaya sarıldım..kendini yalnız hissetmesin diye..Adı Tekilaydı..
Elimden geleni yaptım sadece onu hep koruyacağımı bilsin istedim..anladı sanırım beni , onu çok önemsediğimi fark etmiş olmalı ki, bikaç hafta sonra canımın çok sıkıldığı bi gün salonda yalnız başıma oturup ağlarken yanıma geldi karşımda durdu ve gözyaşlarını gördüm..inanamadım..bi köpek ağlar mıydı? Eğer gerçekten sahibi olduğunu hissettiği kişi ağlıyorsa o da ağlarmış anladım..
Bıraktım o an düşünmeyi ve onu izledim..bana acıklı gözlerle bakıyordu..ağlama diyecekti belki de konuşabilseydi..en azından bizim dilimizi biliyor olsaydı ama bilmiyordu ve konuşamadı. Zaten böylesi daha iyiydi..duygularımızı yaşarken birilerinin tavsiyelerini ya da geçicek demelerini dinlemek çoğu zaman anlamsız geliyor..bir av köpeği siz üzülüyorken karşınıza geçip ağlıyorsa inanın daha anlamlı oluyor..
Kendini ifade etmenin birçok yolu olabildiğini anladım o gün..bazıları daha değerli bazılarıysa sadece öylesine söylenmiş sözler..
Şunu demek istiyorum, bazen konuşmadan ifade edebiliriz kendimizi, sarılmadan, söylemeden içimizdekileri ya da sadece gözlerine bakarak, bazen sadece susarak.. Karmaşık şeyler hissettiğimizde, hayata 1-0 yenik düştüğümüz zamanlarda, sanırız ki ifade etmenin bi yolu yok olmayacak..ama yanılırız çoğu zaman..çünkü her zaman var..
Kendini ifade etmek istiyorsa, çok istiyorsa eğer, susmalı insan..orada bir sıkıntı vardır çünkü..sakinleşmeyi beklemeli..
Bugün çadırlarında koloni halinde yaşamakta olan, çocukları soğuktan hasta olan çaresiz ve bitkin insanları izledim..işte o an sustum..içimde bir sürü şey vardı aslında söylemek istediğim..yapmak istediğim..belki küçücük çocukların sadece yanlarına gitmek sadece sarılmak değerli olduklarını hissettirmek gibi şeyler..ama nasıl olur ki? İşte o an istediğin kadar konuş, istersen sonuna ünlemler zinciri koyabileceğin bi dizi cümle kur..ne anlamı var ki?? Elinden gelen sadece düşünmek, üzülmek, iyi dileklerde bulunmak..istersen yerine koy kendini, ne fark eder? Anlamı yok..çünkü gerçekler var yaşanılanlar var, engel olamazsın. Sadece sürüklenir gidersin..
En iyisi sessizlik sanırım bazı zamanlarda..ortalığın yatışmasını beklemek..sakin olabilmek..
Hayat her şey yolunda gidiyorken dur ve düşün diyorsa eğer, dinlemeliyiz sözünü..Brendon Burchard mesajımız olduğunu söylüyor.. Hayat bize işaretler sunuyor, takip edelim diyor..
Gerçekten her günümü dolu dolu yaşadım mı?
Gerçekten sevdim ve sevildim mi?
Ve gerçekten başkalarının hayatında bir fark yaratabildim mi diyor..
Bunu ben söylemiyorum..Bir trafik kazasında ölümün eşiğinden dönüp,çok geç olmadan henüz, hayatı anlamlandırmak adına mücadele etmeye çalışan biri söylüyor..Bekleyecek misiniz siz de? Bir kazanın, bir kayıp ya da bir tutkunun sizi içine alıp yok etme çabalarını? Yoksa yürüyecek misiniz ?
Yolumuz uzun..en azından biz öyle sanıyoruz.. öyleyse yürümeli insan..
Herkes fark yaratabilir ve herkesin bir mesajı vardır hayatta..
Her gün mutfağa girip çıkan milyonlarca kadın varken, neden herkes sadece Rachael Ray’in yemek tariflerinin peşinde koşuyor?? Çünkü fark yaratıyor..
Sıradanlıktan uzak, fark yaratan bi Türkiye istiyorum..En azından 60 kişiye değil de, her aileye bir çadır verip ısıtabilecek bir Türkiye istiyorum..bu kadarını yapamayan bir ülkede biz ne yapıyoruz öyleyse? Neden fark yaratmıyoruz?
Bir puzzle yapalım hep birlikte.. Herkes kendi parçalarını eklesin..İnsanlar çaresiz kalmasın, çocuklar üşüyüp hasta olmasın, askerler ölmesin, yalnızca ayakkabıları ve paltosu olmadığı için üşümesin insanlar, uygun ilik bulamadığı için ölmesin lösev in çocukları..fark yaratalım ve bekleyelim sessizce.. sakince..son parçaları birleştirmek her zaman zordur ama ilk parçalar daha zor olur unutmayalım..başlayınca bitirebilmek dedikleri şey bu olsa gerek..başlamak her zaman bitirmekten daha zordur..biz de başlayalım parçaları birleştirmeye..sessizce, sakince, umutla, özveriyle..işte bitti dediğimiz o anda gurur duyalım kendimizle..ve yeni parçalar birleştirelim yeni hayatlarda, kaybolan umutlarda..daha değerli hissedelim..

1 Kasım 2011 Salı

Melek

Küçük bir kız tanıdım bugün..adı neydi bilmiyorum soramadım..gördüğümde boğazıma düğümlenen o şey,adı her ne ise bana kötü hissettirdi kendimi..soruyorum şimdi; sizce bu dünyada adalet var mı? Varsa da biz neden göremiyoruz hissedemiyoruz?
Küçük kız, ona çok ta uzak olmayan o duyguyu hissetmeye başladığından mıdır bilmem ama oldukça mahsumdu..ve cesurdu çoğumuzun olamadığı kadar..onu eğlendirmek adına sorduğum eğlenceli sorulara gözlerimin içine bakarak ve hiç kaçırmadan gözlerini cevap verdi..7-8 lerinde olan başka bir çocuğun belki de eğlenceli kahkahalarla, gözlerini kaçırarak, o an ilgisini çekmekte olan başka şeylere odaklanarak, çok ta önemsemeyerek vereceği soruları, gözlerime hatta ruhuma bakarak dokunarak cevap verdi..bunun adı olgunluktu sanırım..o kadar erken olmalı mıydı? Elbette ki hayır! Ama olmuştu..çünkü küçük kız uzun zamandır herhangi bir hastanenin soğuk bir odasında mücadele ediyordu..iri kömür renginde gözleri, yuvarlak ve düzgün hatları vardı. Belli ki mücadele ediyordu. Ne için olduğunu bilmiyorum ama saçları yoktu..pozitif düşünce de bi yere kadar..belli ki geceleri ağlayarak uyanıyor, midesi bulanıyor, ufacık bedeninin kaldıramayacağı acılar yaşıyor, giderek tükeniyordu..ama korkmuyordu..biliyorum korkmuyordu çünkü önemsemiyordu..sonunu bilmediği bi yolun belki en başında, belki ortasında, kimbilir belki de sonundaydı..ne olacagını çok düşünmediğinden ya da bilmediğinden korkmuyordu..sadece yorgundu..
Çoktan bitmişti oradaki işim. Zamanımın geri kalanı için planladığım klasik şeyler vardı bugün adına..ama yapamadım. Kendimi nedensiz bi şekilde suçlu hissedecektim yapsaydım..yanında kaldım bir süre.. sohbet ettim..elimden gelen bu kadardı yazık ki..daha fazlası olabilseydi keşke..
Soğuk ve hapishaneyi andıran odalarında yan yana dizilmiş ranzalarda uyumakta olan çocukları düşündüm bugün..hepsi benim çocuklarımdı..uzunca bi süre çocuk esirgeme kurumunda öğretmenlik yapmıştım. Arasıra hayat her şey yolunda giderken sorular soruyor işte..kendin için ne yapıyorsun diyor..birsürü cevabım oluyor o an..kitap okuyorum, müzik dinliyorum, arkadaşlarımla görüşüyorum, eğleniyorum, gitar çalıyorum, spor yapıyorum, kendimi kötü hissedince kulaklığımı takıp yürüyorum, tek başıma biyerlere gidiyorum kendimi dinliyorum, film izliyorum….sonra soruyor bu kez içimdeki ses, başkaları için ne yapıyorsun diye??
İşte oyle zamanlardan birinde çocuk esirgeme kurumunda uzunca bir süre öğretmenlik yamaya karar vermiştim ve yaptım..çok iyi hissettirdi bana kendimi..aslında gördüm ki çoğu çocuktan çok daha mutluları vardı aralarında. Birlikte büyüyor, paylaşmayı öğreniyor, kartopu oynuyor, film izliyorlardı..yeterince adil deyip avuttum kendimi..düşündüğüm kadar da kötü değildi..belki de pozitif olmak adına kendimi kandırdığımı düşünebilir birçoğu ama öyle değildi tam olarak..birazcık kandırmaca vardı elbette. Yine de yaşayacakları upuzun (umuyorum!) bi hayat vardı..yolun en başındalardı ve yolculuk dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitse de, oldukça eğlenceliydi..
Sonra bugün haberlerde gördüğüm bebeği düşündüm..depremde yerle bir olan hayatların arasından sapasağlam çıkıp hayata tutunabilen küçücük bebeği..çok mutlu oldum. Son günlerde aldığım en güzel haberdi diyebilirim..
Sımsıkı tutunmalı insan hayata..kaçırmamalı güzellikleri..
Şanslıyız..Milyonlarla yarışarak geldiğimiz için, kazandığımız için, adaletin olmadığı biyerlerde kaybolup gitmediğimiz için, bencil olmadığımız için..
İçimde kalan bir şey var küçük kıza söyleyemediğim: ‘’ Üzülme melek. Yakın ya da uzak bi günde, evrene karıştığın anda fark edeceksin çok ta önemli olmadığını..güçlü olmana gerek yok..bırak kendini rüzgara..nasıl olsa o seni götürür gitmen gerektiğinde.. ‘’
Siz rüzgarı tanımlayın..bende var karşılığı ama rüzgar dediğin zaten uçsuz bucaksız..herkes kendi rüzgarıyla çıksın yolculuğuna..nereye götürürse artık….

30 Ekim 2011 Pazar

Güzel bir gün..

Havanın erken kararması engel olabiliyor bazen..diyoruz ki yetmiyor bize gün..kararlar veriyoruz, programlar yapıyoruz, akşam yemeği sırasında saat henüz 7 iken bir bakıyoruz ki hava kararmış..en iyisi akşam yemeği yememek sanırım J
Bir kısım insanlar depresif oluyorlar kış kapıdan bakarken ilk günlerde, sonra alışıyorlar..Güneşin üzerimizdeki iyileştirici etkilerini yitirdiğini düşünüyoruz belki de..çözüm çok basit.. daha erken uyanmak..
Aslında seviyorum bazen havanın erken kararmasını..böylece daha çok film izliyorum. Bazen de saatin çok geç olduğunu sanırken bir de bakıyorum ki uyumak için çok vakit var..mutlu oluyorum..hala arkadaşlarımı arayabilirim ya da film izleyebilirim ya da çalışabilirim..belki de dısarı çıkabilirim. Hala vakit var çünkü..
Yanımızdayken fark etmediğimiz insanlara yada elimizdeyken değerini bilmediğimiz maddelere benzetiyorum kışın gelmesini..güneşin geç battığı saatlerde zamanın su gibi akıp geçmesi içimizi sıkarken, kış geldiğinde saatlerin bir türlü geçmemesi de içimizi sıkıyor. İkilemdeyiz sürekli J
Düşünsenize mevsim geçişleri olmasaydı insanlar hep aynı modda olurdu..Bence çok sıkıcı. Güçlü ya da zayıf yanlarımızı fark edebilmemiz ve onarabilmemiz için işaretlere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum..onları takip etmemiz gerektiğini..
Kişinin korkuları varsa, örneğin yalnızlıktan korkuyorsa ve bunu sürekli düşünüyorsa, evren sinerji yaratıyor o an.. diyor ki madem ki yalnız kalmak seni korkutuyor ve üzüyor yalnız kal bakalım..sonra kişi yalnız kalıyor, üzülüyor korkuyor ve bir bakıyor ki alışıyor..hatta sevmeye başlıyor..
Kişi karanlığı sevmiyorsa, hep ışığa bakıyor. Evren diyor ki elektrikleri kesmeliyim  ve yalnızca karanlığı sevmeyenler fark etmeli. O an kişi mum yakıyor bekliyor ve bianda fark ediyor..aslında hiç fena olmuyor mum ışığında düşünmek, hayal kurmak, özlemek..
Kişi terk edilmekten korkuyor..hep terk ediliyor..çünkü evren düşündüklerini sunuyor sürekli ona..sonra bu duyguyu aşmaya ama gerçekten aşmaya karar veriyor ve düşünmüyor..bir de bakıyor ki ne terk ediliyor ne de terk ediyor..aslında her şey kendiliğinden oluyor..
İyi dostları olduğunu düşünüyor kişi..öyle çok düşünüyor ki hep arıyor, soruyor, merak ediyor..evren küçük resimler sunuyor önüne o anda. Eski fotograflar belki ya da biyerlerde sakladığı küçücük ama anlamlı hediyeler..sonra elbette ki dostlarını hatırlıyor ve hatırlatıyor kendini kişi..böylece bir de bakıyor ki ne zaman ihtiyacı olsa bir anda telefonu çalıveriyor..tesadüf diyor..kimbilir belki de öyledir..
Tüm bunları nerden mi biliyorum?
Çünkü yaşıyorum..gözlemliyorum..görüyorum..konuşorum..
Bunların hiçbiri korkutmuyor beni..evreni arkanıza alırsanız emin olun sizi de korkutmaz..
Tüm bunların arasında en basit olanı mevsim geçişleri sanırım..Türkiyenin tam olarak Dubai olmasını istemem..isteyen birileri olduğunu da sanmıyorum..ama biraz yakın olsa hiç fena olmazdı oyle değil mi?? Evrene güvenimiz sonsuz..kimbilir belki türkiyede dört mevsimin ilkbahar-yaz arası bir tatta olduğu günleri de görürüz J
Bugün hava daha sıcak ve daha erken kararmamış olsaydı muhtemelen tezimin eksik kalan kısımlarını tamamlama girişiminde bulunmamış olacaktım J benim için süper bir gün oldu..umarım sizin için de öyle olmuştur..
Kışı seviyorum..kimbilir belki de her doğumgünümde kar yağdığı içindir J

26 Ekim 2011 Çarşamba

Sadece 7 gün..Karmaşık mucizeler..

Bazen gitmek çok iyi gelir. Gitmek istersin ama nereye olduğunu bilmezsin..Bir yere ait hissetmek istersin ama hissedemezsin..İşte tam da orada bir sıkıntı var demektir..Hiçbir yere ait hissedemediğinde bocalar insan, boğulur, korkar..Yalnız hisseder. Yalnız hissetmekten daha kötüsü yoktur hayatta..En yakınların en sevdiklerin başka saatlerde güneşin batışını izlerken, sen başka saatlerde izlersin..Kayan bi yıldızı gördüğünde onları düşünürsün, yanında hayal edersin ama olmazlar. Onlar göremez de zaten senin kayan yıldızını. Aynı anlarda gökyüzüne bakabildiğin çok az insan olur hayatta..Onun adına da dostluk denir..
7 günde yaratmış Tanrı evreni. Adına dünya demiş..isimler vermiş her birimize..çizgiler çizmiş, sınırlar koymuş..Yetenekler vermiş ama tüm bunların hepsinden daha özel anlamlı bir şey daha vermiş..Hissedebilmeyi eklemiş yüreklerimize..Biz işte belki de sırf bu yüzden zaman zaman kendimizi yalnız hisseden, korkan, gülen, üzülen, sevinen, mutlu olan, aşık olan, özleyen olmuşuz.. Kimi zaman bir yük gibi gelmiş tüm bunlar omzumuzda kimi zaman tam tersi..
Peki hepimizin içinde parça parça olan bu şeyler neden farklılaşmış üzerimizde şekillenirken?
Büyüdüğümüz yerden mi, soluduğumuz havadan mı, karşımıza çıkan insanlardan mı, yoksa kader dedikleri o şey mi bizi birbirimizden farklı kılan olmuş?
Ben sanırım pek inanmıyorum kadere..İnsanların pek çok yolları var onlardan birini seçmek, ikisini seçmek yada hiçbirini seçmemek tamamen bizim elimizde..
Ben sadece birini seçmeyi tercih ettim hep..çünkü iki yola aynı anda gitmek sadece huzursuz eder, sınırlar çizer yürüdüğün yolda, özgürlüğünü kısıtlar..Yalnızca birini seçmek ise rahatlatır..
Dostluk denilen şey sadece biraz şanslı biraz da özverili insanların başına gelir..Seçtiğin yollardan biri de burada şekillenir..sen dostunu seçersin o seni şekillendirir zaman zaman..sen aileni seçemezsin ama o da şekillendirir seni..Asla kaderini çizemez belki ama şekil verir özel hissettirir..
Diyorum ki içimizden geleni yaşayalım. Korkular olmasın kalabalıklar olmasın..Az ve öz olsun ama anlamlı olsun..Cümleler karışacağına, kelimeler konuşsun..Bazen tek bir kelime daha anlamlı olabiliyor. Hep onları seçelim daha özel olsun..Özveri, cesaret, biraz da umut olsun..Hepsinin içi dolu olsun. Biz seçelim onlar bize güç versin..Biz seçelim onlar bizi şekillendirsin..Yeter ki biz seçelim yaşamak istediğimiz hayatı..
O kadarcık huzur olsun…

16 Ekim 2011 Pazar

Pişmanlık

Çok sevdiğim birini son yolculuğuna uğurlamadığım için pişmanım
Küçükken anneme en küçük ayrıntılarını bile anlatırken hayatımın, bugün anlatamadığım için,
Mutsuzken mutluymuş gibi rol yaptığım ve yazık ki bunu alışkanlık haline getirdiğim için,
Bitanecik yeğenimin ilk doğumgününe gidemediğim için,
Bazı zamanlarda engel olmaya çalıştığım hislerimin kalbime söz geçiremediği çizgiler için,
Babama arkadaşlarımla tatile gitmek için yalan söylediğim için,
Babaannemi son gördüğüm gün biraz daha kal burada demesine rağmen gittiğim,
Sonra yine gelirim dediğim için,
Anlamsız insanlara anlamsız duygular yüklediğim için,
İçime atıp orada biyerlerde büyüttüğüm için,
Artık kabuğunu kırıp çıkmak istediğim halde üzerimde şekillenen bazı somut duygularım için,
İnsanları ne düşünürler diye gereğinden fazla önemsediğim ve bunu alışkanlık haline getirdiğim için,
Sonra yaparım nasıl olsa deyip te yapamadığım her şey için,
Pişmanım..
Hani hep derler ya;
Asla pişman olma, pişman olacağın şeyler yapma diye..
Çok büyük bir yalan!
Ben tam tersini söylüyorum..
Pişman ol zaman zaman,
Ol ki
Ders olsun birdaha yapma dedikleri için değil,
Yapmaman gerektiği için..
Yalnızca kendi yolunu kendisi şekillendiren insanlar pişmanlık yaşarlar benim gözümde.
Başkaları uyardığında söz dinledikleri için pişman olmayanlar vardır bir de,
Onlar şekillenemezler hiçbir zaman,
Hep birilerinin gölgesinde yaşamaya mahkum kalırlar..
Ben pişman oldum zaman zaman bir kısım insanlar gibi
Ve asla pişman olmadım yaşadığım bu duygu için..
Belki de birtek bunun için,
Asla pişman olmadım..

5 Ekim 2011 Çarşamba

Diego' ya...


Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını,
kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile
düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını
ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini,
geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek
beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim
ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
Bencil olduğun için vazgeçtim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi,
çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

27 Eylül 2011 Salı

şerefe :)

Ben insanların tutarlı olduğu bi dünyada yaşamak isterdim.. neden mi??
Anıl ve Gizem konu olacak hikayeme. Anıl Gizemi çok seviyordu. Ona deli gibi aşıktı..onsuz eksikti çünkü Gizem de aynen onun gibi eksikti o olmadıgı zamanlardan birinde..bugun aşk konu olacak. Aşk nedir? Tartışmaya açık mıdır? Yoksa sadece varsayımlardan ibaret ucu bucağı olmayan bi deniz midir? Bence denizdir.. ben denizi çok sewerim aşkı da..insan aşık olunca unutur, titrer, korkar, özler, bunun gibi bisürü şey..kaç kez aşık olur? Sayısı yoktur..bu noktada varsayımdan ibarettir diyebiliriz.
İnsan istediği sayıda aşık olur.. her önüne gelene değil elbette sadece onu kendine çeken o enerjiye aşık olur..çoğumuz geçmişte kalan yaşanmışlıkların peşinde koşarız..ben de koştum elbette ama anlamı yok. İleriye bakmalı insan geleceği görmeli..çoğu kez aşık olduğunu sanırsın. Heycananırsın ama bian gelir o gider hiçbişey olmamış gibi..işte ozaman durup düşünmeli insan. Gitmekte hatta kaçmakta olan bişeye birine neden aşık olasın ki?? Korkmadan yolunda giden, geçmişe sürgün olmayan birileri varsa yanı başında, onu düşünmeli onun için olmalı mücadelesi..
Neden her şey yolunda giderken bi anda eski aşklar gelir akla? Anlamsız ama gerçek..çoğumuz bunu yaşarız..aslında gunduz ve gece gibi, yada içkiyle meze gibi, belki rakı ve balık gibi birbirini tamamladığı sürece aşk vardır hayatta.. sadece insana olmamalı aşk! Kadına, erkeğe olmamalı..yaşama sewgiye mutluluğa mutsuzluğa, güzel olan ne warsa ona karşı hissedilebilen bi duygu olmalı..
Mevlana yı tanımak isterdim..çok güzel anlatmış aşkı..biz insanoğlu aşkı yaşamayı bilseydik eğer, her birimiz ne kadar mutlu olurduk..elde edemediklerimize değil de sonsuz yanımızda olacaklara, hayatımızı anlamlandıranlara aşık olabilseydik her şey ne kadar farklı ne kadar güzel olurdu..
Anıl Gizemi sevmişti..Gizem de onu sevmişti ama gün geldi Gizem aslında Anılı istemiyor muydu acaba diye durup düşünmeye başladı. Sonra Onur çıktı ortaya. Yoksa Gizem Onura mi aşıktı? Anılın da kafası karışıktı. Bahar ona çok ilgi gösteriyordu..acaba Anıl Gizemden vazgeçip Baharla mı olmalıydı?
Bu nası bi kaos?? Biz neden kendimizi bunu yaşamaya mahkum ediyoruz? İtiraf edelim, hepimiz Anıl Onur Bahar Gizem oluyoruz zaman zaman..neden ama? Ne anlamı var ki? Aslında hayatın tadını çıkarmak değil mi önemli olan? Neden kendimizi sıkıntıya sokuyoruz? Çünkü tatmin olmuyoruz!! Gizem Anılı sevdiği zaman Anıl tatmin olmuyor, sevmediği zaman, acıyla beslendiği zaman huzur buluyor.. rakıya vuruyor kendini ya da şaraba..o tatminsizlik eziklik duygusu mutlu ediyor onu..oysaki dışarıdan bakınca ne anlamsız geliyor..
Aşkı tanımlandırmalıyız..eski aşklar ne kadar güzelmiş dememeliyiz..eskiyi yeniyi bi kenara bırakıp kendi özümüzü yaşamalıyız..
Ben heyecan duygusunu hissedemiyorum kendi adıma..çok nadir oluyo..hayatımda belki 2 kez yada zorlasan 3 diyelim..25 yıllık bi ömür için bu sayı dejenerelerde biraz az kalıyor ama bence doğru olan bu..kavak yelleri gibi kimin eli kimin cebinde olmamalı aşk..birini seviyorsan onu beklemelisin. Nasıl olsa gelir..gelmezse de beklersin..ta ki bi başkası için atana dek kalbin..atmıyorsa durmuş demek değildir.. atacaktır elbet..zamanı geldiğinde..
Dejenere olmayan aşklara içelim oleyse..ben içiyorum.. şerefe J

19 Eylül 2011 Pazartesi

önceki hayatlar ??

Ben bundan önceki hayatımda kimdim acaba ??
Hiç bi önceki hayatınızda kim olduğunuzu düşündüğünüz oldu mu? Ya da inanırmısınız böyle ironilere? Ben bazen inanıyorum bazen gerçekten öyle olduğunu hayal ettiğim zamanlar olmuyor değil..Ben kraliyet ailesinde bir prensestim benceJ we yakışıklı prense aşıktım. O da bana tabiî ki J Babam bir kahramanmış annem de asil bir kraliçe. Erkek kardeşim çok iyi bir sawaşçı, ablam da olgun prensesJ nedense insanları aynı bıraktım mekan we zamanı değiştirdim sadece..ailemin yerinde başkalarını düşünmem hiç mümkün olmuyor da..ama isterseniz siz düşünebilirsiniz..herşey serbest bu oyundaJ amaç hayal dünyasını geniş tutmayı öğrenmek we yaşamında hayallere de yer werebiliyor olmak..
Çok değerlidir hayal kurmak. Çoğu insan bilmez, bazılarıysa hayal kurduklarını soylemeye çekinirler..oysa ki en güzel duygulardan biridir hayal kurabilmek.
Gerçekçi olmak ta güzeldir kimi zaman ama her zaman diil..canınız çok acıyabilir eğer her şey maddeyse sizin için..bence bunun için hayal kurma alıştırmaları yapmaya başlamalısınız !
Çok eski zamanlardan birinde kocaman ağaçların arasında, karşısında uçsuz bucaksız denizi gördüğü odasında, saraylardan birinde penceresinden uzaklara bakıyormuş kral..ülkesini we insanlarını öyle çok düşünürmüş ki yine onları düşünüp daha iyi olabilecek şeylerin hayalini kuruyormuş. Çok hayalperestmiş kral we bu yüzden hep çocuk gibi mutluymuş. En dibe vurduğu zamanlarda kendini başka bi yerlerde hayal edip mutlu olurmuş..Küçük kızı we oğlu da aynen onun gibilermiş. Büyük prenses ve annesi ise daha gerçekçi ve olgunlarmış. Ama herkesin birbirini çok sevdiği, kimi zaman aralarında gruplaşarak eğlendikleri kocaman bir aileymiş onlar we oldukça mutlu..
Ben büyümüşüm prenses prensle mutlu olmuş, çok mutlu olmuş..işte hayal kurmak bole bısey çok komık ama eğlencelı bı yandan J en sıkıldığım mutsuz oldugum zamanlarda hayal kurmayı sewıyorum çünkü o guzel enerjinin beni kendisine çektiğine çok inanıyorumJ
Bence hayallerimiz olmazsa gerçeklerimiz de olmaz..bunu biliyorum çünkü hayalini kurdugum şeyler genelde gerçek oluyor..mutsuzluklarım mutluluklarım, karanlıklarım aydınlıklarım oluyor..her gece güneşin doğacagını hayal edenler asla hayal kırıklığı yaşamazlar..çünkü güneş her sabah yeniden doğar..benimkiler de öyle şeyler işte..en az güneşin doğdugunu, en fazla prenses oldugunu hayal etmek gibi şeyler…JJJ

12 Eylül 2011 Pazartesi

En çok ne zaman ?

Konusurken heycanlanıyorum
Günes dogarken izliyorsam yada batarken
Yıne heycanlanıyorum
Dınlerken heycanlanıyorum
Ya da karnım acıktıgı zaman
Deniz kenarında cok hızlı atıyo kalbım
Bıde çok hızlı araba kullanırken
Denizin altında kaç dakıka kalabılırım i test ederken
Nefesimi tutup karşıdan geleni izlerken
Bir de mutluyken heycanlanıyorum
Bi bebek görünce heycanlanıyorum
İnsanlara yardım ederken
Bazen uyurken de heycanlanıyorum acaba yarın nasıl bi gün olacak diye
Ya da bu gece uyanırsam diye
Çoğu zaman da bişeyi birini görünce heycanlanıyorum
Bazen de korkuyorum
Korkuyla heycanın bırleştiği yerde tehlike çanları çalıyor
Ben yıne de heycanlanıyorum
Daha ağır basıyor..

8 Eylül 2011 Perşembe

Hayatın akışı..

Herhangi bir günü hayatınızdan çıkardığınızı düşünün, hayatın akışı ne kadar farklı olacaktır..

7 Eylül 2011 Çarşamba

Henüz zamanı gelmediyse...

Henüz zamanı gelmediyse soru sormayacaksın
Neden demiyeceksin ki soruların cevapsız kalmasın
Gülmeyeceksin henüz zamanı gelmediyse
Ağlamayacaksın..
Susmayacaksın ya da konuşmayacaksın
Soru sorulmadan cevap vermeyeceksin henüz gerçekten tanımıyorsan
Yorum yapmayacaksın önce tanıyacaksın
Sevmeyeceksin henüz zamanı gelmediyse
Aşık olmayacaksın
Korkmayacaksın
Titremeyeceksin soğuktan
İçmeyeceksin delicesine henüz büyümediysen
Kafan güzelse sahilde yürüyeceksin
Kendini dinleyeceksin
Başkalarını dinlerken araya girmeyeceksin
Derdini önce bi duvara anlatabilmeli insan ki rahatlasın
Araya girmeyeceksin
Dinlemeyi bileceksin
Sonra yorum yapacaksın , onu mutlu etmek için değil gerçekleri görmesi için
Kendi gerçeğini söyleyeceksin her zaman
Başkalarının gerçekleri seninkiler olmayacak
Ya da mutlulukları mutlulukların
Kendi hayatı olmalı insanın
Sınırsızca yaşayabildiği, düşünebildiği, konuşabildiği..
Henüz zamanı gelmediyse
Ölmeyeceksin!
Korkuyorsan, yalnızsan, umutsuzsan bile çekip gitmeyeceksin
Gerçekten seviyorsan söyleyeceksin
Kaç gün daha nefes alacağını bile bilmediğin bi dünyada
Henüz zamanı gelmediyse ölmeyeceksin..

Canımdan çok sevdiğim değer verdiğim 100 yıllık bi çınar vardı.. Çok eski hayatları görüyordum yüzünde. Gülüşü bana hayat veriyordu. Mutlu olduğu zaman ben de mutlu oluyordum. Çocukken kurabiyeler yapıyordu bizi mutlu etmek için. Her elini öpmeye geldiğimde ben o kadar yaşlı mıyım diyordu. Kendi bahçesi vardı çiçekler büyütüyordu..Belki 25 yaşında bir insanın hissedemeyeceği kadar güzel şeyler hissediyordu. Yaşamayı biliyordu, tadını çıkarıyordu..
Tam 100 yaşına gelmişti. Ama hala biliyordu tanıyordu gözlerinin içi hala gülüyordu.. Benim için öylesine değerli olan bu insan tam 100 yaşındaydı ve bi sabah uykudan uyanamadı. Hiç acı hissetmemiş olmasını diliyorum. Öyle umuyorum..Ona baktığımda hiç tanımadığım dedemi görüyordum gözlerinde. Sakin, mutlu, sevecen..O bana baktığında ne görüyordu acaba? Hiç sormadım.. Dedem yaşasaydı belki 80lerinde olacaktı ama erkenden gitmişti..Henüz zamanı gelmeden..Ben hayalimde öyle çok canlandırmıştım ki onu, babaannem dünyanın en şeker insanıdır. Hep anlatmıştı ne tatlı sevgi dolu biri  olduğunu dedemin..Mektuplarını okumuştu bana zamanı geldiğinde..Ozamanlar telefon internet falan yokken onlar mektuplaşıyordu..Bir önceki asrın insanlarından bahsediyorum. Ne güzel hayatları, heyecanları varmış..Dedem o mavi gözlü prensese her fırsatını bulduğunda onu ne çok sevdiğini soylermiş..
Soğuk bir kış günü kahramanım, babaannem bir gece babama dedemin öldüğünü soylemiş ve henüz yeni kaybetmiş gibi ağlamış, üzülmüş..Çünkü artık hatırlamıyor.. Keşke insanlar hafızalarını kaybetmese..En kötüsü bu sanırım..Hiçbirşey hatırlamamak. En derindeki acılarını bile yeniymiş gibi yaşamak..Ama kimi zaman kaybetmediğini sandığın için huzurlu olmak..
100 yıllık çınar dedemin ablasıydı..O hiç bi zaman unutmadı her şeyi hatırlayarak ve bilerek gitti bu dünyadan. Onun adına bu anlamda seviniyorum..Kahramanım ise babaannem..Herkesin bi çocukluk kahramanı vardır..Olmalıdır aslında, ki kendi çocuklarına anlatabilsin. Benim kahramanım da babaannem. Mavi gözleri, benimkiler gibi saçları olan, her zaman asil ve huzurlu olan, güveni öğrendiğim, heyecanlarımı paylaştığım insan.. Bana tavla oynamayı öğrettiği günden beri kimseye tavlada yenilmediğim insan.. Canım babaannem.. Onu uzun zamandır görmüyorum. Her gittiğimde görmek istiyorum ama korkuyorum beni tanımaz diye..Ama bi yandan da korkuyorum ya o da uykusunda gitmek isterse diye..
Keşke sevdiklerimize her daim onları ne çok sevdiğimizi söylemiş olsaydık..Ben şu an 7 yaşında olsaydım ve kahramanım hala beni tanıyor olsaydı ona hergün onu ne çok sediğimi söylerdim. Hiç ihmal etmezdim..
Henüz zamanı varken korkmamalı insan..
Yürümeli
Cesur olmalı
Gerçekten seviyorsa söylemeli
Ve ölmemeli
Henüz zamanı gelmediyse
Gururu olmalı ama abartmamalı
Hani derler ya göz açıp kapamak gibi diye
İşte öyle bir şey hayat..
100 yıl geçiyor
Ertesi gün uyanamıyorsun..
Henüz hala uyanabiliyorsan
Tadını çıkar
Uyku yakın olabilir ya da uzak..
Sen sadece tadını çıkar..

25 Ağustos 2011 Perşembe

Yeni Gün !!

Karanlıktan korkar mı insan?
Bazı geceler güneş hiç doğmayacakmış gibi gelirdi Aylin e ama bilirdi günün ilk ışıkları elbette ki içini ısıtacaktı erken saatlerden birinde. Her nedense bilirdi ama korkardı..Bazı gecelerse tam tersini hissederdi. Az sonra sabah olacakmış hissi..Olmasını istediği anlarda böyle hissederdi belki de..
Güzel bir gün geçirmişti Aylin..80 li yıllarda, tam da darbenin ülkeyi hakim ettiği o huzursuz zamanlardan birinde sadece nefes aldığı için şükretti o gece uyumadan önce..Nereden bilebilirdi ki bu güzel ve anlık enerjinin ertesi sabah umut dolu bir güç ile döneceğini..Çok mutlu uyandı..Öyle bir enerji hissetti ki içinde, güneşin güzel olan tüm UV den uzak ışınlarını içinde hissetti ve tek bir nefes olacaktı bundan sonraki hayatına ışık tutacak olan..Tek bir nefes, tüm gerçeğiyle içine çektiği, korkmadan aldığı korkmadan verdiği ciğerlerinin belkide daha önce hiç hissetmediği tek bir nefes..Hayatı değişecekti. Değişti..
O gün kalabalıklar içinde telaşlı bir güne başladı..Önce okula gidecekti sonrasında arkadaşlarıyla sessiz film oynamak için sözleşmişlerdi. Günlerden salıydı. Salı günlerini pek sevmezdi. Haftanın ne başı ne sonu ne de ortası olduğundan diye düşünür ama anlam yüklemezdi. Hiçbir şeye anlam yüklemekten hoşlanmazdı çünkü anın değerini bilir güzel bir gün geçirmek istiyorsa eğer, o gün Salı da olsa güzel bir gün geçirirdi.. Tuttuğunu koparan hırsı, gözyaşlarını gizlemekten hoşlanmayan ama elinde olmadan duygularını her daim içinde yaşayan, mutluluklarını paylaşan paylaştıkça güzelleştiren ama hüzünleri paylaşmaktan nefret eden, çünkü yine paylaştıkça büyüdüğünü düşünen şahsına münasır biriydi o da..Tıpkı her insan gibi. Kendine has özellikleri vardı..
Ankara Üniversitesi sosyal bilimler fakültesi öğrencisiydi..Ders çalışmaktan nefret eder, o dönemin kargaşalarından korkar ve çoğu zaman okula gitmek istemezdi.. Ailesi vardı elbet ama çok şanslı sayılmazdı. Teyzesi Leyla onun en önemli dostuydu. Anne babasını hiç tanıyamamıştı yazık ki.
Gelelim o muhteşem Salı gününe..Okuldan sonra arkadası Nazlı nın evine gitti. Orada kız kıza sessiz film oynayıp dedikodu yapacaklarını düşünürken, kapıyı çaldığında kapıyı Ömer açtı. Ömer kimdi? Daha önce görmemişti. Uzun boylu, oldukça yakışıklı ve biraz da gizemli bir tipti Ömer..Gördüğü anda etkilenmişti. İçinde bir şeyler kıpırdamaya başlamıştı. Bu duyguyu daha önce elbette ki hissetmişti ama bu kadar gerçek miydi tartışılır, kendisi de bilmiyordu..Ömer Nazlının ağbisiydi..
Sessiz film oynama planı bir anda yerini sohbet artı bira keyfine bıraktı. Arada arkadaşlarıyla içmeye bayılırdı Aylin..Kızlar okuldaki son dedikoduları birbirlerine verirken Aylin ve Ömer inanılmaz bir enerji yayıyordu etrafa..Laf lafı açıyor, zaman su gibi akıp geçiyordu. Aylin huzurluydu hiç olmadığı kadar..Bugün bitsin istemiyordu. Bitse de Ömer i ertesi gün, sonraki gün, hatta hergün görmek istiyordu..Şüphesiz bunun için dua edecekti..Henüz bilmiyordu..
Zamanı bilirsiniz. Geçmesini istediğinizde sizi zorlar birtürlü geçmek bilmez. Ancak konu geçmesini istememeniz ise anlamazsınız nasıl geçtiğini..Aylin de anlamadı, Ömer de..Aşk mıydı bu? Yoksa bu ülke kargaşasında, kayıplar verilirken her yeni gün insanlar umutlarını kaybederken duyulan, beklide duyulması gereken bir huzur muydu yalnızca? Sadece temiz bir aşkın ilk adımları olabilir miydi acaba? Aylin bu soruları kendine dakikada bir soruyordu. Aynı zamanda Ömer in maceralarını dinliyordu ama konsantrasyonunu ve kontrolünü tam anlamıyla kaybetmişti..Ne de olsa ilkti bu kadarı..İlkler en güzel en korkusuz olsa da, fazlasıyla saf olduğundan mıdır bilmem ama kontrolsüzdü..Güzel hissettiren de, o kendini rüzgara karşı bırakma hissiydi zaten.. Bir kez yara alırsa insan bir daha o rüzgara karşı yürürken daha kalın giyiniyor..Bunu öğreniyor..Kalın giyisiler de kalıplaşıyor üzerinde. Kendin oluyorsun ama korunmasız diil..Her dönem için farklı olan bu yaşanmışlıklar her dönemde farklı tatlar katıyor hayata..Aylin için de durum tam olarak böyleydi..
Ve sonunda gün bitti. Aylin evine döndüğünde teyzesi karşıladı onu..Bir tuhaflık vardı. Başka bakıyordu gözleri bugün ama üzerine gitmedi Leyla..Aylin direk odasına gitti yatağına uzandı..Fonda hafif bir müzik ve gece lambası eşliğinde derin bir nefes aldı onu düşündü düşündü ve sonunda uykuya daldı..
Çarşamba! Hafta ortası gelmişti bile..Bugün daha iyi hissediyordu kendini..Karmaşaların tam da ortasında içini ısıtan güzel bir şeyler oluyordu..Umurunda değildi çünkü aşıktı.
O hafta Ömer i göremedi. Sonraki hafta yine göremedi..Nazlıyı da gormüyordu Aylin..Giderek huzursuzlaşan, hızlı adımlarla çarpan hatta koşan yüreği Ömeri arıyordu heryerde..
Aradan tam 1 ay geçmişti ve Aylin Ömerin ve ailesinin şehirden ayrıldığı haberini aldı. Caner Ömerin en iyi dostuydu. Kapı çaldı Leyla açtı kapıyı..Caner Aylini sordu ve mektubu eline tutuşturup bir anda yok oldu. Soramadı Aylin..Aklındaki tek şey mektubu okumaktı ve öyle yaptı..
Sevgili Aylin, bugün günlerden Pazar. Çok uzaklarda bir kentte seni düşünüyorum. Çok ani oldu şehirden ayrılmamız. Annem ve babam artık orada yaşayamayacağımıza karar vermişler. Çok önceden verilmiş ve planlanmış bir kararın piyonları olarak bize rol olarak biçilen sadece gitmekti..Biz de öyle yaptık. Nazlı oldukça iyi. Buraya alıştı çok sevdi..Bense yaşanmamışlıkların içimde bıraktığı o derin hüznü hissediyorum günlerdir. Babam terk etmeliydi. Savaşını kaybedecekti yoksa. Onun hırsları umutları geleceği için verdiği karara bizler de saygı duyduk. Başka şansımız da yoktu zaten. Okyanusu aştık Uzunca bir yolu geride bıraktık. Garip bir hüzün var içimde. Seni unutmadım. Sadece bunu bilmeni istedim. Önemli çünkü hayatımdaki tek gerçeksin şuan. Salı günlerini çok seviyorum. Her Salı günü seni düşünerek uyuyor olacağım. Sen de bana iyi dileklerini gönder olur mu? Seni bulduğum gün hala öyle bakarsan anlarım ki aşk gerçekten dünyadaki tüm savaşlardan, kötü olan her şeyden daha güçlü. Bakmasan da ben biliyorum. Çünkü bu bana güç veriyor..Beni unutma..
Ömer
Bugün günlerden Salı. Ömer adında bir oğlum oldu. Çok mutluyum çünkü sevdiğim adamla birlikteyim. Her Salı onu düşündüm uzunca bir süre bu bana güç verdi..Aldığım bir nefesle birdaha tadamayacağım o duyguyu hissedeceğimi bilemezdim. Güzel olan ulaşılmazlık bile olabilir bilmiyorum..Ömer hergün biraz daha büyüyor..Ben hala özlüyorum..Seni hiç unutmadım..
Aylin
2005 yılının mayıs ayında Aylin teyzesiyle yemek yerken kapı çalmıştı. Gelen Ömerdi..Onca yolu sadece Aylini görmek için gelmişti. Bir süre Leylanın evinde kaldı. Geri dönecekti ama dönerken sevdiği unutamadığı o kadını da götürecekti yanında. Söz verdiği gibi..
Ömer ve Aylin evlendiler. Ömer adında bir çocukları oldu. Aylin sevdiği adamla beraberdi. Aşkın, yerini sevgiye bıraktıgı ilerleyen zamanlarda, çok iyi hissediyordu Aylin. Adı Ömerdi çünkü hayatındaki en değerli şey Ömerdi. Kalbinde tek bir Ömere o kadar yer ayırmaktansa o kısmı 2 kişiye paylaştırmak istedi. Öyle yaptı..
Günlerden salıydı..Aylin ve Ömer pencerenin önünde yağmurlu bir kış gününde kahvelerini yudumlarken, geride bıraktıkları 70 yılın krıtiğini yapıyorlardı..
Salı günlerini sevmez iken, aldığınız bir nefesle bir anda Salı günü uğurlu gününüz bile olabilir..Sabit fikirleri olmamalı insanın. Salı günü antipatik geliyorsa, onu güzelleştirmek adına bir şeyler yapmalı ki, o güne o enerji yüklenmesin.. Yalnızca 7 günümüzün olduğu şu kısacık ömürde, hepsini sevsek daha güzel olmaz mı? Kötü ve mutsuz hissettiren hiçbir şeye anlam yüklemediğiniz, aksine anlamlandırmak adına çaba sarfettiğiniz, umutsuz olduğunuz anlarda güneşin aslında hergün doğmakta olduğunun sizi aydınlatacağının farkında olduğunuz, savaşların olmadığı, insanların zamansız ölmediği, zaten kısacık olan her günün anlarını anlamlandıran umutlarınız, her yeni gün sizinle olsun..Mutlu salılar, mutlu yarınlar ..J

24 Ağustos 2011 Çarşamba

İstanbull


Hep hayalinizde istanbulda yaşamak warsa we bu duyguyu tattığınızda kendinizi yalnız hissediyorsanız, tam da orada bir sıkıntı war demektir..
6-7 yaşlarında tanıdım bu şehri..çok güzeldi..ilk karı burada gördüm..bir mersinli için kar yağarken izlemek mucize olsa gerekJ ilk köprüden geçerken denizin üzerinde yürüme hissi uyandı içimde..ilk Ortaköy huzur werdi..ilk taksim çılgınlık, ilk Sultanahmet manewiyat..bebek eğlenceliydi, ataşehir bir memur hawası estirdi içimde..cadde bostan heyecan..


Yalnız hissetmenin mekanla bi ilgisi yoktur..zamanla ilgisi wardır..alışkanlıklarla..tam da olunması gereken yerde istanbulda, her şeyin bambaşka güzel olduğu bu kentte umuda doğru yolculuk ederken, yepyeni başlangıçlar yepyeni hayatlar, güzel olan her şey İstanbulluların olsun..bu kentte huzur war..

Benim mucizelerim..


Bebek
Rakı içerken faz ayrışımı olmadan gözlenen renk değişimi sonrasında kafanın güzel olması..
Aşk
İnsan beyni
Nefes almak
Bir yandan cindurdu isimli balığımı beslerken diğer yandan lewreğe bayılıyo olmak..
Ankarada uyuyup istanbulda uyanmak..
Yüzüncüyıldaki ewimde gece uyurken köpek seleri duyarken ataşehirde aynı duyguyu hissediyor olmak..
Migrosun her daim yanıbaşımda olması..
Alışkanlıklarımı değiştirebilme gücüne sahip olmak ama değiştirememekJ
Gitar çalmak
Yeni gün
Sarhoş olabilmek
Zeka
İçgüdü
Ewde tek başınayken parfüm şişesini mikrofon yapıp şarkı söyleyebilmek
Keyif almak
Kısacası mutlu eden her şey…

Aşk kadar gerçek..

İlk kadınlardan başlamak istiyorum hikayeme..Sonrasında erkekler konu olacak..Belki bende bir kadın olduğum içindir:)
Yüzyıllar öncesiydi..o zamanlar hawa wardı su wardı hayat wardı ama biz yoktuk.. İlginç ama bu hikaye çok eski hayatları anlatacak size. Hayalimdeki ilk insanı anlatmak istiyorum şuan. Bir erkek düşündüm sanki ilk erkek gelmiş gibi geliyo dünyaya öyle hayal ettim bilmiyorum ne kadar doğrudur ?? :)


İlk erkeği bu şekilde hayal etmem size biraz tuhaf gelmiş olabilir :) 
Ozamanlarda kadınlar henüz gelmemişti bence çünkü onlar gelişimlerini dünyada tamamlamamış olabilirler sanki gelişip te gelmişlerdi dünyaya gibi geliyo .. 
Sara 21 yaşındaydı.. Hergün onu düşünerek uyanıyor ilk ona günaydın diyor onu düşünerek yaşıyor we elbette ki onu düşünerek uyuyordu.. Onun platonik aşkıydı Roman..Kendini alıkoyamıyordu onu sewmekten..Bu çok uzun sürmedi. Yaklaşık 6 ay boyunca platonik olarak yaşadığı aşkını, tam da artık rüyalarında görmeye başladığı anda yanıbaşında bulmak çok hoşuna gitmişti. İlk zamanlar onun dünyadaki en önemli şey olduğunu düşünüyordu. Oysa ki zayıf yanları wardı Romanın her insan gibi..ama o bunu bilmiyordu henüz çünkü öyle çok büyütmüştü ki gözünde..Büyütmemeliydi belki de en başından ama elinde diildi.. Kadınlar hep böyledir aşık oldukları erkekleri gözlerinde oyle bi yere koyarlar ki sonra karanlık olunca neden karardı hawa diye sorarlar. Basit düşünebilselerdi hayat belkide çok daha kolay olacaktı ama Sara da yapamadı bunu. tıpkı her kadın gibi.. Roman onun hayatının anlamı olmuştu. Birlikte yemek yiyor, avlanıyor, şarkı söylüyor, bakışıyorlardı..Tabi ozamanlar sinema tiyatro falan yoktu sosyalleşmek adına ağaçtan meywe koparıyor balık awlıyor, arasıra keşfediyorlardı..Hayat çok eğlenceliydi. Aşık olduğumuzda zamanın yada mekanın bi önemi yoktur. heryerde uyuyabilir heryerde uyanabilir kısacası heryerde yaşayabiliriz. onlar da ormanın birinde üstlerinde üçgen giyisileri olan homo erectuslardı. İlk birbirlerini keşfettiklerinde 22 yaşına gelmişlerdi. Sara çok mutluydu çünkü yanında onu koruyan Roman'ı wardı. Roman arada sadece Sara için balık tutuyordu..zaman geçtikçe Sara Roman'ı çok fazla daha fazla sewdikçe, hatta birlikte ölmek isteyinceye kadar, herşey çok güzeldi. Bir an geldi we Sara kontrolünü kaybetti..ilk insan olabilir ama sonuçta onun da duygu kontrolünü kaybettiği zamanlar olmasından daha doğal ne olabilirdi ki? 
Kendisini penguen gibi hissetmeye başlamıştı. Bilirmisiniz penguenleri doğduklarından sonra babaları taşırmış kadınlar yemek getirirmiş we o sırada bebek penguen babasının ayaklarıyla göwdesi arasında geçirirmiş ilk anlarını. Sonuçta buzullardalar we üşürlerse ölecekler. Sara da sawunmasızlaşmış we hep Roman korusun onu ısıtsın üşümesin istemiş..ama zamanla Roman'a sıkıcı gelmeye başlayan bu durum dayanılmaz bir hal almaya başlamış..çünkü hep Sara üşüyor Roman ısıtıyormuş..ikisi de kendince haklı aslında..
Soğuk bir kış günü Roman Sara yı bırakıp keşfe çıkmış. Sara çok üşümüş. öyle çok üşümüş ki vücut ısısı bi yandan kalbinin organlarına yaydığı soğuk enerji onu kendinden almış. olduğu yere yığılıp kalmış..biraz erken gelseymiş Roman onu kurtaracakmış ama geç kalmış.. bu arada Roman neredeymiş? Aslında çok mahsum sadece yalnız awlanmak istemiş..tabi Sara nın kafasındaki kurgularını tahmin edersiniz..tam 6 kez güneş doğmuş we 6 kez batmış. sabahın ilk ışıklarında Roman geri döndüğünde kafasında Sara ya sarılmak warmış. onu ne çok özlemiş. uzak olmak onsuz bi hayatın zor olacağının habercisi olmuş Roman a. ama çok geç olmuş. döndüğünde kız uyuyormuş. uyandırmak istememiş ilk önce beklemiş beklemiş..dokunmamış sarılmamış..belki beklemeseymiş Saranın soğuktan donan bedenine birkaç saat belki birkaç dakika önce dokunsaymış, ısıtsaymış onu belkide hiç kaybetmicekmiş..ama geç kalmış..sara ölmüş..
kimin suçu ? acı çeken? ölüme mahkum olan? geç kalan? kurgulayan? 
Buradaki tek gerçek kadın we erkek arasındaki fark..aslında ikisi de ne kadar mahsum ne kadar sewgi dolu iken bir anda ikisi de en suçlu olmuş..keşke!! geç söylenmiş keşkeler ozamanlardan beri warmış anlayacağınız..tıpkı romanın, Sara nın sonsuz uykusunda seni sewiyorum diye fısıldarken, Sara nın başka bir bedende sewildiğini hissetmesi gibi..
Geç kalmamalı insan! hayat telaşla akıp giderken içinde kaybolmamalı..ölüm de sewmediğin birinin yanında uyanmak kadar gerçek bence..Aşk kadar gerçek..