my playlist

1 Kasım 2012 Perşembe

Yarın veda edecekmişçesine bugünü yaşayan insanlara...


Dünya batıdan doğuya dönmekte idi..
Bir anda bir adam fark etti ki aslında dünya doğudan batıya dönüyordu
Başka bir adam başka bir şehirde dünyanın aslında dönme-mekte olduğunu iddia ediyordu..
Sonra karar verdiler
Birlikte son vereceklerdi bu bilinmeze
Cevap arayacaklardı akıllarına gelip durmakta olan sorulara
Mantık arayacaklardı..

Yaşanmışlıklar vardı
Başka şehirlerde, başka insanlarla, başka açılarda
Alınan kararlar, verilen sözler vardı
Acısıyla tatlısıyla bambaşka hayatlar vardı
Bir araya gelip dünyanın nereye dönmekte olduğunu sorgulamaya kalkıştıklarında
Bir türlü bulamadılar cevabını
Bir cevap var mıydı?
Belki de vardı..
Hayatı göreceli yaşayan insanlarız çoğunlukta..
Okyanusun dibinde birer kum tanesi derler bizler için
Doğrudur
Milyonlarca kalp her gün çarpmakta iken
Biz kendimizi ne çok önemsemekteyiz
Ya da önemseme-memiz gereken onca şeye
Ne türlü anlamlar yüklemekteyiz?
Biz sorular sorarken cevaplar bulamazken
Birileri biliyor mu gerçekleri diye düşünmekteyiz..
Benim aklımda onca soru var cevap bekleyen..
Örneğin yaşamın başı var ama son dediğin yeni bir başlangıç mıdır yoksa bir veda mıdır yalnızca?
Biz mi büyütmekteyiz beyinlerimizde?
Veda ise
Boşuna mı böylesine önemsemekteyiz kendimizi ve başkalarını?
Yok olup gidilecek günün birinde diye…

Ya da aşk var mı?
Yoksa kalp keşfedemedikleri için mi atıp durmakta?
Sonra sıkılmakta…
Sıkılınca çekip gidemeyen insanlar
Vefa duyguları vicdanlarını kurcalamakta olduğu için mi daha iyi olmakta?
Yoksa daha mı kötü ?

Hırs var mı?
Başarı?
Bir şeyi elde etmek uğruna çalışıp didinmek sonrasında elde etmek yetiyor mu?
Yoksa hep daha fazlası mı geliyor akıllarımıza?
İnsanoğlu doyumsuz..
Şüphesiz hep daha fazlası geliyor..
Sonra hayallerimiz var her daim
Düşünüyorum da seksen yaşında bir dedenin de hayalleri var
On yaşında bir çocuğun da
Ruh denilen şey yaşlanmıyor demek ki
Yaşlanan yalnızca bedenlerimiz
Eskiyen yalnızca tenimiz

On yaşında bir kız çocuğu seksen yaşında bir dedeyle sohbet edebiliyorsa sıkılmadan
Ya da seksen yaşında bir dede on yaşında bir kız çocuğuna hayallerini anlatabiliyorsa
Biz değiliz eskiyen
İnsanoğlu yaşlanmıyor
Yıpranmıyor
Öğreniyor yalnızca
Güçleniyor
Sonra bir gün geliyor
Ölüp gidiyor
Ölümden sonra hayat var mı?
Belki de var
Kim bilir
Yaşayıp göreceğiz
Yaşlanıp göreceğiz..

Düşünüyorum da
Çok da önemsememek gerek hayatı
Çok fazla anlamlar yüklememek gerek
Kırmamak gerek sevdiklerimizi
Sahip olmayı bilmek ve istemek gerek
Çünkü hayat çok kısa
Ve çünkü bilemeyiz bizi nelerin beklediğini
O sebeple sevdiklerimizi mutlu etmek gerek
Çünkü en büyük mutluluktur
Sevdiklerini güldürebilmek
Ve en büyük hazdır
Yaşamaktan sevdiklerinle keyif alabilmek…

Herkese sevdikleriyle yaşlanacağı kocaman mutluluklar diliyorum
Baharın yerini kışa bırakmakta olduğu
Bu günlerde
Sevdiklerinize yarın kaybedecekmiş korkusuyla değer vermekte olduğunuz
Ve cesur cümleler kurduğunuz
Yarın veda edecekmiş gibi yaşamakta olduğunuz
Mutlu günler diliyorum..
Mutlu geceler İstanbul’a :)

26 Eylül 2012 Çarşamba

Anne..


Sana hiçbir şey vermedim ki..
Ne isteyebilirim dedi çocuk
Henüz doğmamıştı..
Henüz hiçbir şey  vermemişti
Hiçbir şey almamıştı..
Sonra sana gözlerim kapalı geldim dedi
Gözlerimi açtığımda ilk seni gördüm
İlk senin sesini duydum dedi
İlk konuştuğumda anne dedim
Demeye çalıştım ya da
İlk yürüdüğümde
Tam da düşecekken sen tuttun ellerimi dedi
Sana henüz hala hiçbir şey vermemiştim..
İlk okula gittiğimde ağladım
Sen geldin ve ellerimi tuttun gözlerime baktın
Yanındayım dedin
İlk korktuğumda karanlıktan
Sen yaktın ışıkları
Ben uyuyuncaya dek kapatmadın..
Hasta olduğumda başucumda bekledin
Ben ne hissediyorsam
Daha fazlasını hissettin
Bunu anladım
Çünkü büyüdüm..
Ve yine hasta oldum
Ama artık ben ne hissediyorsam aynısını hissedecek biri yoktu yanımda
İlk çaresizliği belki de o zaman anladım..
İlk aşkımı sana anlattım dedi
Sen henüz erken dedin endişeli bakan gözlerle
Henüz hala çocuktum senin gözünde
İlk yalnız kaldığımda defalarca aradın
Sesimdeki titreyen tınıları anladın belki de
Ben her ne kadar anlamaman için elimden geleni yapmış olsam da
Sonra dünya değişti
Ben büyüdüm
Uyudum uyandım düştüm defalarca
Yara aldım
Bir kısmını paylaştım seninle
Bir kısmını paylaşmadım yine sen üzülme diye
Sen hep hissettin
Değişen bir şey olmadı
Ben ne hissediyorsam sen de uzaklarda bir yerlerde daha fazlasını hissettin yüreğinde
Bir parçası olmak böyle bir şey sanırım
İçinde olmak
Renkleri tamamlamak
Sonra daha da büyüdüm
Kocaman oldum
Artık korkularımla yüzleşebilecek ve kendi ağrılarımı dindirebilecek kadar gerçek
Olabildim mi?
Senin kadar güçlü
Senin kadar korumacı
Senin kadar sakin
Ve senin kadar gerçek?

Anne olmak
Dünyadaki en yüce değermiş meğer
Bunu her ağladığımda seni yanı başımda bulamadığımda anladım
Anne olmak
Seni herkesten daha gerçek seven bir varlığın gücünü hissetmek
Sen sinirlendiğinde sesini çıkarmadan seni dinleyebilecek kadar sabırlı olabilmek
İstiyorum dediğinde
Ne pahasına olursa olsun
Verebilecek kadar zengin olabilmek demekmiş..
Anladım..
Şanslı insanların gerçek ve korkusuz yürekleri olan anneleri olur bu hayatta
Ve şanslı insanlar anne olur
Gerçek olanlarsa
Yaşatır kendi değerlerini
Dünyaya armağan ettikleri tohumlarda
Sonra çocuk anne olur
Sonra çocuk baba olur
Korkmaz kaybetmekten
Çünkü en değerli şeydir dünyaya bıraktığın parça
Ne pahasına olursa olsun korumakta olduğun
Gerçek kaybetme korkusunu onu kaybetmekten korktuğunda anladığın..

Bir hikaye anlattı annem ben çocukken..
O zaman anlamamıştım
Şimdi anlıyorum
Anne olunca anlarsın demişti
Anne olmadım
Ama biliyorum
Yalnız kalınca aklıma gelip duran eski günlerin en değerli parçası anne ymiş
Anladım
Kim bilir belki de daha fazlasıdır
Henüz anlamadım..
Anneler değerli
Anneler şeffaf
Onları kırmaksa
Daha sonrasında taşıyamayacağın kadar büyük bir yük aslında
Sevgi korkuların ötesinde
Bir annenin yüreğinde
Ve en yüce
Sadece sonsuz teşekkürler
Dünyada gerçekten anne olabilmiş tüm yüreklere….

24 Ağustos 2012 Cuma

Sade kahve


Tam on dakika sonra gece olacaksa hayat
Ve günlerden artık Cuma olmayacaksa
Ve rakı sofrası artık yerini uykuya bırakacaksa
Yarın nerede kahvaltı yapacağını düşünmeye başladıysan
Yarın nerede bisiklet süreceğini
Ellerini bırakıp özgürce tekerlerin üzerinde sahil keyfi yapacağını
Düşünmekteysen
Bugün artık bitmiş demektir
Ve bugün artık bir daha asla geri gelmeyecektir
Anlar olur hayatta
Hatta hayat her yeni gün yepyeni anları sunmakta olan
Geleceğin olduğu
Geçmişin olmadığı
Çünkü hiçbir zamanı geriye döndüremeyeceğin
Bir sade kahvenin gece olduğu
Rakı sonrası meze olduğu
Yalnızca birkaç uzun yıldan ibaret…
Hayat yalnızca birkaç yeni umuttan ibaret..

Yüzler olur
Kendi yüzünü görmekte olduğun bir anne yüzü
Güveni gördüğün bir baba yüzü
Paylaşmayı ve gerçek sevgiyi gördüğün bir kardeş yüzü
Acıyı ve tatlıyı gördüğün bir dost yüzü
Sonra aynaya bakarsın
Bazen gündüzü bazen geceyi
Ama tek ve yegane gerçek olan kendi yüzünü
Sonrasında insanların birçok yüzünü görmekte olduğun
Ve sonra anlarsın
Hayat aslında birkaç yeni umuttan ibaret
Ve beklemekten..
Anlar çok değerlidir
Onları güzel ve derin yaşamaksa bir o kadar özeldir
Çünkü geri gelmeyecektir
Cuma geceleri rakı sofralarının aydınlatmakta olduğu
Değerli insanların yanı başınızda olduğu
Çok sevdiğiniz birinin yolda size doğru gelmekte olduğu
Ve umutlarınızın olduğu
Güzel geceler sizinle olsun
Bu hafta sonu hepsinden güzel olsun :)
Bir sade kahveyi paylaşmakta olduğunuz güzel dostlarınızın yanınızda olduğu
Ve gecenin aslında aydınlık olduğu
Mutlu bir İstanbul olsun
Yarın umut olsun…

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Dünya Tiyatro Sahnesi

Veda etmekten nefret edenlerden oldum her daim..
Bir de vefasız gönülleri sevemedim
Takdir edemedim bir türlü ne yaptılarsa da..
Affedemedim..
Son defa gözlerine bakamamaktan nefret edenlerden oldum
İçimdeki ağırlığı sorgulamaktan nefret edenlerden
Hayatı ıskalamaktan ders almayan
Yine de üzerine gidenlerden oldum
ve ondan da nefret ettim sonra...

Geceleri ağlayarak uyanmaktan nefret edenlerden oldum
Kabus görmekten
ve uzaklaşmaktan
Azıcık cesaret örneği sergileyemeyen insanlarla uzlaşamadım
Savaşamadım da ama
Belki de eksikliğimdi..
ya da kararım..

Sivri sineklerin yakınlarımda çıkardığı seslerden nefret edenlerden oldum
Rol yapanlardan
Hakkını aramayanlardan
ve hakkını veremeyenlerden
Sıkılınca kaçan adamlardan, kadınlardan
vefasız ve özgüvensiz yüreklerden
Sevgiyle nefretin çelişmesinden
Uykuyla uyanıklık arasında askıda kalmaktan
Enerjiye değil kadere inananlardan
Esareti yaşayanlardan
mahsum rolü oynayanlardan
Karmaşadan
Korkaklıktan
ıssız cümlelerden
Belirsizlikten
Kovalamacadan
Kararlarıma müdahele edilmesinden
En çok ta benim adıma karar verilmesinden
nefret edenlerden oldum...

Şanslıyız
Öfkelerimiz güçlendiriyor
ve ışık tutuyor yarınlarımıza..
Her yeni kavgada hatırlatıyor..
Hayatı ıskalamadan yaşayanlara
Göz yaşlarını içine akıtmayanlara
-mış gibi yapmayanlara
Dünya tiyatro sahnesinde bambaşka karakterleri oynamakta olmayanlara
ve susmayan yüreklere sözüm
yolunuz açık olsun...

6 Temmuz 2012 Cuma

Ateş ve Su....


Ateş ve su dans ediyordu
Ateş suya sordu
Alev alırsam beni söndürür müsün diye..
Su düşündü önce
Sonra hayır dedi
Ateş şaşırdı
Neden diye sormak istiyordu soramadı
Gözler anlattı bu kez
Su ateşi södürmezdi alev alırsa
Çünkü aleviydi onu etkileyen
Söndürürse egolarını tatmin edecekti
Ama o uzaklar vardı
Kendi kendine çok istediği çok düşündüğü
Hayal ettiği
Asla alev alamayacağı zamanların hayalini kurduğu
O uzaklar vardı…
Alev alamazdı
Çünkü su alevi söndürürdü..
Bu gerçekti..
Ve asla alev alamayacağını bilerek yaşamak
Hiç yaşayamayacağı o hayali kocaman bi kale yaptı içinde bi yerlerde..
Ateş hep aşk oldu
Ateş hep elde edemeyeceği bi yalan oldu içinde
O hiç yanmayacaktı
Ondandır belki de hep ateşe uzaktan baktı
Yaklaşamadı yanına
Bir gün ateş gitmek istedi
Su veda edemedi
Çünkü engel olmak isterse söndürebilecekti onu
Ateş artık ateş olmayacaktı
Ve su artık ateşe bir imkansıza bakar gibi bakmayacaktı
Ateş artık su için imkansız olmayacaktı…
Ateş gitmek istedi
Su yalnızca veda etti..
İçindeki ateş sönmesin istedi..
Bu onu daha mutlu edecekti..

19 Haziran 2012 Salı

Hayat dedi ki..


Her şey yolunda gitmekteyken dur ve düşün dedi,
Sessiz ol, az yorumla olup bitenleri ve gizemli ol dedi..
İçindeki ses çok konuşmak istedi susturuldu
Yorum yapmak istedi bastırıldı
Özgürlük istedi ertelendi
Sahip olmak istedi sonra
Olamadı
Evrendeki her sesin zaten çoktandır sahibi vardı..
Mutlu olmak istedi
Kendi içinde kendi sesiyle
Karşı koymak istedi
Kalabalıklar arasında belki de yalnız olmak istedi
Korkutuldu..
Vazgeçti sonunda
Ses uzaktan gelmeye başladı, dinlemedi..
Duymamaya başladı sonra
Az sonra görmemeye
En sonunda da olup bitenleri, başına gelenleri başka bir hayatı izler gibi izledi..

Bir gün geldi
Gece yarısını on geçerken zaman
Karar verdi
Akışına bırakacaktı hayatı
Şans verecekti..
Gerçek kararlar alındıkları zamanlarda korkular sonsuza dek kaybolurmuş karanlıkta
İrade hayatta bir insanın başına gelebilecek belki de en kötü şeymiş..
İradeli insanlar vazgeçermiş
Hayat sona doğru yürürken fark etti ki
Gözlerin gördüğü
Kulakların duyduğu
Yakınlardaki seslerin konuştuğu
Uğultular, fısıltılar, korkular..
Senin önemsemekte olduğun
Boşunaymış aslında...
Başkalarının korkularını yaşamamalı insan
Çok iradeli olmaya çalışırken geçip giden hayatı kaçırmamalı
Oluruna bırakmalı
Her yeni günün alternatifi bir sonraki günmüş aslında

Hayat dedi ki;
Ben her daim şans tanıdım sizlere
Kullanmayı bilenlere
Hırslarının gölgesinde kaybolmayan yüreklere
Durdu sonra
Ve güneş doğuyordu
Bu kez sordu

Ne kadar önemsedin ki kendini dünya dönmekteyken
Evrende anlamı bile olmayan küçücük hesapların peşinde koştun?
Sen kendini ne kadar önemse-medin ki
Kalbinin sesini susturdun?
Sen kendini ne kadar önemsemedin ki
Başkalarının gölgesi oldun
Başka hayatların kararları
Ne acı ki piyonları oldun?

Sustu sonra hayat
Yine gerektiğinden fazla konuşmuştu
Nefes aldı
Adım attı
Akışına bıraktı
Her birey seçimlerini yaşayacaktı..
O yalnızca arada sırada
Her şey yolunda gitmekteyken
Gittiği sanılırken
Dur ve düşün diyecekti..
Kapadı gözlerini kulaklarını
Susturdu sesini
Kalbini aldı yanına
Derin bir nefes aldı
Duymadı görmedi bilmedi
Sormadı..
Ertelemedi
Rol yapmadı..
Öyle kısa ki hayat
İçinizdeki ses size bir şeyleri yapmanızı söylüyorsa
İradeniz yapacağınız şeye zıt düşüyorsa
Kalabalıklar sizi korkutuyorsa
Durmayın
Ses ne diyorsa yapın..
Hayat öyle tecrübeli ki
Kadercilik oynama diyor sana
Adalet var
Sese doğru yürü diyor
Zaman kaybetme diyor
Hayat öyle tecrübeli ki
Kaybolma diyor
Mecbur olma diyor..
Rüzgarı dinle
Belki de başka bir hayatta
Bu kez aynı zamanlarda..

11 Haziran 2012 Pazartesi

Pamuk dede


Beyaz saçları vardı
Sanki kar yağmış yazın ortasında..
Dudakları titreyerek konuşuyordu
Hafif bir esinti ve
Uzakta bi deniz kokusu..
Adamın içinde umut..
Gözleri öyle güzel bakıyordu ki
Öyle derin..
Anlamlar yüklemeye çalışmıyordu hayata
Onun için hayat iki minik tavşanın ağzının ucundaydı..
Onların kendisine ve o sokaktan geçmekte olan binlerce insanın hayatlarına
İyi dileklerde bulunup denize atmaktan ibaretti..
Tek bir bakışta
Beyaz saçlı, ağır alkol kokan, ayakta durmakta zorlanan,
Pamuk gibi bir adam..
Sevilebilir mi?
Öyle derin ve öyle gerçek bakabiliyorsa evet,
Sevilebilir…

Tavşanları sevdim önce. Sonra adını bile bilmediğim o adam
Bir dilek seçti önce
Sonra bir niyet.
Heyecanlandım..
Tam biri sarı diğeri mavi iki kağıt seçecekken sordum
Burada kötü bir şey yazar mıydı?
Yazarsa çekmeyecektim..
Sorarken biliyordum aslında cevabı..
O adam, sokakta, gece yarısı, çiçeklerini anlatıp tavşanlarını sevmekteyken,
Hayatını kazanmaya çalıştığı sabaha karşı zamanlardan birinde,
Ve gülümsemekteyken en güzel enerjisiyle
Kötü ne yazabilirdi ki kağıtlarda ?
Yazmıyordu da..
Denize atmadım henüz,
Günü geldiğinde atacağım elbet
Öyle söyledi beyaz saçlı pamuk dede..
İyi dilekler için ödediğimiz bir kaç liradan sonra
Ben de bir birayı hak ettim öyleyse dedi..
Yeterince içmişti aslında
Ama öyle içten, öyle sevimli, öyle gerçekti ki sesi
Gözleri..
Onun cumartesi gecesi Taksim’in tenha köşelerinden birinde
İçmekte olduğu bira, benim şuana kadar içtiğim en güzel biralardan bile daha güzeldi..
Daha keyifliydi
Daha gerçekti..
Uzun uzun sohbet ettik
Kızım bana bira aldı dedi geçip giden birilerine..
Bir tek adını sormadım
Yeniden karşılaşır mıyız bilmiyorum, sanmıyorum
Ama 27 kocaman yıl boyunca tokuşturduğum belki de tadı en güzel biraydı o gece içtiğim..
Şerefe o pamuk dedeye:)
Tüm güzellikler seninle olsun,
Sen hep böyle gülümse
Ki oradan geçip durmakta olan binlerce enkaz senin tavşanlarının seçimleriyle gülümseyebilsin geceye
Sen gülümse pamuk dede..
şerefe :)

4 Haziran 2012 Pazartesi

Nar taneleri...

Bir şarkı çalıyordu
Ses çok tanıdık çok yakın bir o kadar da uzakti
Yabancıydi
Dinledim
Rumeli hisarında kirmizi bır kadeh şarap içerken hayal ettiğinizde kendinizi
Kalp atışlarınız hizlanirken Deniz'i gördüğünüzde
Kokuyu içinize çektiğinizde
Nar taneleri hayallerinizi süslemeye başladığında
Ve birdenbire bir parçası oldugunda hayatınızın
Yeni tatlar kattığında ve soluklarıniz kesildiğinde aniden
Beklenmedik bir masalın kahramanı oluverdiginizde
Ay dünyaya yaklaştığında
Hiç korkmadiginizda
Güneş doğarken uyandığınızda
Uzaklarda bir yerlerde evinizde hissettiğinizde
Yakınlarınızda fonda çok hafif bir ses anlamlar kattığında hayatınıza
Her yeni gün yepyeni bir masala uyandığınızda....
Teşekkür ettiginizde
 Nar taneleri büyümekteyken içinizde bir yerlerde
Siz onlardan kocaman bir kale yaptığınızda
Yaz geldiginde
Siz o kale kapisinda nöbet tutarken
İçeri kimseler giremediginde..
Bı çiçek ektiğinizde
Susadiginda
Suladiginizda
Buyudugunde
Gördüğünüzde ve hissettiginizde..
Hosgeldin dediğinde size
We siz gulumsediginizde..
Yağmuru özlediğinizde..
Mavi olmaktan çok keyif alırken bı yandan da pembe rengini keşfettiğinizde hayatin..
Oluruna birakiverdiginizde her yeni gunü...
Sessizlik baslar..

Bir gun
Aslinda cok imkansizken
Ayın her yeni halı sizinle ışığını paylaşmaya baslar..
Ve anlarsınız ki paylaşmak güzeldir..
Sonra sessizlik..

İçinizdeki ses konuşurken..
Bir tek siz duymaktayken..
O ses der ki yabancıya

Hoş geldin hayatıma....
Renkleri keşfetmek sadece bir tek hosgeldin kelimesine yüklenmekte olan anlamlar kadar bastırır aslında..
Dalgalar kadar karmaşıktir mavi
İsyanın dengesidir yesil..
Ve pembedir nar taneciklerinin rengi..

Hiç solmasın içimizdeki nar taneleri

Herkese içindeki sesi dinlemekte olduğu
Korkmadigi
Susmadigi
Onemsedigi
Vazgecmedigi
Elbette ki güzel seslerin yukseldigi
Pembe yarınlar diliyorum:)

Pembe hayatlar İstanbul'a...

21 Mayıs 2012 Pazartesi

İlk Adım tadında hayat..


Kız adım atmaktan korktu
Oysa bilmiyordu
Hayat yanlış atılmakta olan binlerce adımla doluydu..
Bildiği tek şey vardı
Önemi yoktu
Yanlış ta olsa atacaktı o adımı
Sonra alacaktı sorumluluğu..korkmayacaktı..

Hep aynı olmaz ki hayat..
Aynı değildir hayallerimiz
Aynı güneşe bakmayız her daim
Aynı havayı solumayız
Aynı rüzgarı almayız arkamıza
Ya da o götürmez her daim bizi gitmek istediğimiz yere..
Bazı anlar olur
Bi ses duyarız
Uzaktan geliyor sanırız
Çok ta gitmeyiz üzerine
O sesin kalbinde neler oluyor bilmek istemeyiz belki de
Kimbilir korkuyoruzdur ama bilmiyoruzdur....
Bazı anlar olur telefonumuz çalar
Bakmak isteriz
Bi eksik ararız
Eksik bir şeyler olsun
Olsun ki biz daha güçlü hissedelim isteriz..
Olur nitekim
Bulmak istedikten sonra eksik şeyler daima olur hayatta
Görmek istedikten sonra...

Bir gece eve dönüyorum
Bir kız ağlıyor..
Çok duygusal oldugumdan mı bilmiyorum ama
Kızın yanına yaklaştım, konuşmak geldi içimden
Sormak..
Gerek kalmadı sonrasında
Kız anlattı ben dinledim..

Bi güneş doğdu bugün
Hiç aydınlatmamıştı öncesinde bu kadar güzel
Mutlu oldum
Neden hiç fark etmemişim ki güneşi ben?
Her neyse geç kalmadım
Ucundan da olsa yakaladım
Tadını çıkarmalıyım diyorum ama bir şey engel oluyor bana
Nedenini uzun uzun düşündüm..
Yakınlarda yaz gelecek
Şimdi bahar
Her şey ne kadar güzel
Ne kadar yeşil
Ne kadar mavi..
Kış gelince güneş beni aydınlatacak mı yine
Böyle bakabilecek miyim ona?
Sorguluyorum..
Korkuyorum..
Vazgeçmekten değil de
Vazgeçmek istediğimde yaşayacağım o ikilemden korkuyorum..
Hiç başlamasam mı diyorum..
Dedi..
Sustu sonra
Agladı...

Anlamıştım derdini
O kız da, adı her ne ise
Hayatı erteleyenlerdendi
Acılarını, hayallerini, umutlarını erteleyenlerden..
Mutlu olmaya korkuyordu
Aşık olmaya
Heyecanlanmaya korkuyordu...
Birileri kötü anılar bırakmıştı giderken
Bir daha yaşamak istemiyordu
Ve ne acı ki sırf bu yüzden erteliyordu hayatı..
Geç kalıyordu...

Hayatı ertelemeyelim
Kendince geçip giderken bizden alıp götürmesine izin vermeyelim..
Canımız ne yaşamak istiyorsa,
Ve yaşayacaklarımız yıpratmayacaksa sonrasında
Yaşayalım..
Gitmek geliyorsa içimizden gidelim
Değişmek geliyorsa değişelim..
Susmak geliyorsa susalım
Aşık olmak geliyorsa olalım..
Terk etmek geliyorsa edelim....

Kız terk etmek istiyordu
Bir zamanlar deli gibi sevdiği
Hayallerinin en derin yerlerinden birinde sakladıgı
Yüreğinde bir yerlere kilitlediği
Kapısını kimselere açmadığı
Anahtarı kimselere vermediği
Adına aşk dediği o duygu için yıllarca savaşmıştı...
Gün geldi
Sahip oldu
Sınırları yoktu
Ölene dek onunla olacaktı
Mutlu oldu
Sonra bir gün geldi
Nedeneni bilemedi
Ama istemedi
Atacağı adımların hiç birinde yanında istemedi...
Gitmek geliyordu içinden
Gidemedi
Üzülür müydü ?
Tek düşündüğü buydu..
Gitmeliydi..

Bir tek hayatımızın oldugu bir evrendeyiz
Aldıgımız tek bir nefesle geliyoruz dünyaya
Vereceğimiz tek bir nefesle veda ediyoruz..
Öyleyse cok ta sorgulamamak gerek..
İçimizden ne geliyorsa onu yapmk gerek..
Risk almak gerek daima
Ve uyandıgımızda yükler olmasın omzumuzda
Hayallerimiz olsun
Gerçekleşir ya da gerçekleşmez
Olsun
Yine de umut olsun..
Bizi bağlasın hayata..
Sımsıkı....
Ve daima..
Bi de güzel dostlarımız olsun....
Her ne olursa olsun yanımızda olsun..
Yargılamasın..
Atacağımız her adımda
Dogru ya da yanlış olsun
Bizi korusun..

Çok eski bir arkadaşım bu günlerde çok mutlu değilken
Ben arada onu düşünürken
Onun ağlaması benim canımı çok acıtırken
Bunları yazmak geldi içimden
Mutluluğu hak eden
Korkuları olmayan
Yüreğinin sesini dinleyen
Hayata rağmen başarılı insanlar için..

Hayat ölene dek yürümeyi öğrenmeye çalışan insanlarla dolu..
Öyleyse her daim ilk adım tadında hayatlar diliyorum size..
Her yeni gün yürümeyi yeniden öğrenmekte olan değerli insanlara.......

Güzel bir bahar akşamında
Kocaman sevgiler Ankara'ya:)

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Bebek yürüdü, minik ayakları iz bıraktı sahilde..Sonra adam yürüdü, kayboldu...


Sessizlikte dans ediyordu kadın
Sessiz bir gecede sessiz bir şehirde sessiz bir sokakta..
Dansta müzik yoktu
Keyif alıyordu
Kendi etrafında dönerken kendi sesiydi dinlediği
Kendi bestesini söylüyordu..
Cesaretin dansıydı adı
Gece sessizdi çünkü
Etrafta insanlar vardı adını bile bilmediği
Yürüyordu insanlar
Konuşuyordu
Koşuyordu
Kavgalar vardı
Korkular vardı
Direnişler vardı
Kadınsa özgürce dans ediyordu
Son sesiyle bağırıyordu şarkılar söylerken
Kalabalıktı
Ama korkmuyordu

Durdu kadın
Bıraktı kendi etrafında dönmeyi
Bir adamın sesi neredeyse kulaklarında çınlıyordu
Öylesine bir gürültü ile
Bağırıyordu adam
Duymuyordu kadın..
Ses yükseldi sonra
Kadın duydu
İrkildi
Neden diyebildi sadece..
Kendine sordu
Durdu düşündü..
Adam neden yükseltmişti sesini ?
Bilmiyordu..

Hayatlarımızı yaşarken biz
Başkalarının hayatlarına dahil olmaya çalışarak
Başkalarının hayatlarını saf dışı bırakmaya çalışarak
Başkalarının hayatlarına engel olmaya çalışarak
Neler kaybederiz?
Kendimizden, huzurumuzdan, mutluluğumuzdan, umutlarımızdan..
Hayallerimizden..

Başkalarının hayatlarına dahil olmayalım
Oluyorsak iyi şeyler ekleyelim..
Kendi hayallerimiz olsun
Başkalarının hayallerini alt üst etmeyelim
Başkalarının mutluluklarını almayalım ellerinden
Mutsuzluklar üzerine kurmayalım mutluluklarımızı..
Kendimizle uğraşalım
Yalnızca kendi başarılarımız hırslarımıza ışık olsun..
Kendimizle uğraşalım
Kendimize ekleyelim
Kendimizden çıkaralım..
Hesabımızı aynaya bakarken soralım..

Elbet olsun umutlarımız
Kavgalarımız
Dans ederken gecenin ortasında
Karanlıkta
Duyalım sesimizi ama çok ta önemsemeyelim başkalarının
Yükselmekte olan seslerini..

Bakmışız ki hayat geçmiş
Dünya durmuş
Gece olmuş yine
Birileri yalan söylemekte
Aldırmayalım
Kendimize bakalım
Aynaya bakalım….
Ve yansıtalım ışığımızı
Korkmayalım

Kumsala kadar ayak izleri vardır yürümekteyken
Ama denize girersin
Herkes yüzüyordur
Sen de yüzersin
Onların izleri kaybolur kumsalda
Dalgalarla boğuşurken
Sen iz bırak
Herkes kavga etmekteyken dalgalarla
Sen sor yalnızca…
Gerçek kahramanlar
Önce kendilerine yenilirler..
İz bırakırlar..
Ve asla korkmazlar kaybetmekten
Çünkü her yeni kayıp yeni bir ışıktır..
Her yeni ışık yepyeni izler bırakır
Ve her kahraman kendi dansıyla savaşır
Çünkü bilir
Her canlı tatmaktadır ölümü
Aralarında bazısı tatmakta iken hayatı,
İz bırakmakta iken..
Güzel düşünmekte iken
Güzel yaşamakta iken….

Herkese Marmara Denizi’nin kumsallarından birinde
Ayak izleri bırakmakta olan güzel hayatlar diliyorum :)
Ve güzel başlangıçlar..

28 Nisan 2012 Cumartesi

Aşkın gözyaşları


Toz tutmuş kitaplarını çıkardı raftan
Çoktandır okumamıştı
Birini seçti aralarından
Bir hikaye anlatıyordu Şems
Okumadı
Dinledi
Aşkı anlatıyordu
Aşk onun gözünden bakıldığında bambaşkaydı
Fedakarlık vardı en başta
Kadın erkek bakışlarını, el ele tutuşunca titreyen bedenleri, korkuları
Ya da ani başlayan çabucak biten vazgeçişleri
Geceleri ağlayarak uyanışları
Özlemleri
Neden dediği ve cevabını bulamadığı soruları
Sıkılmaları
Gitmeleri anlatmıyordu kitabında..
Aşk sonsuz olana duyulan saygıydı
Kendi dili vardı
Yazılmazdı
Okunmazdı
Yaşanırdı ve hissedilirdi en derinde
Aşk kadının erkeğe, erkeğin kadına olan umutlu,umutsuz, çekingen,
Ama egoları olan
O duygu değildi..
Derin çok derin konuşmalar
Hayata dair
Var oluşlara dair
Sımsıkı inanışlardı..
İnandığı şeye sımsıkı bağlanışlardı..
Ve gitmekti
Karsındakinin canını acıtacaksa eğer
Kendi canının daha çok acımasıydı..
Ne olurdu ki en fazla?
Ne de olsa ölümlüydü dünya…
Gözyaşları vardı aşkın
Şems bakıyor Mevlana’ya
Tam da ölmek üzereyken
Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine geliyor, boynu bükülüyor
Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şems’in başını gövdesinden ayırmak iken
Baş derviş engelliyor
Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın kuyuya atın. Avluyu yıkayın! Diyor..
Şems hala son nefesini vermemişken..
Sille taşının üzerindeki başını hafifçe kaldırıyor Şems
Mevlana geliyor o sırada
Mendili açıyor elleri titreyerek
İçinde sarı kağıda yazılmış bir not;
Ölümüm gözlerinin önünde olsun istedim
Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş!!
Şems veriyor son nefesini, Mevlana olduğu yere düşerken..
Kendinde ancak titrerken bedeni düşünüyor..
Aşkı için biri ölüyor..
Ne yücedir….
Biz neredeyiz?
Öylesine günü geçirip dururken
Fark ediyor muyuz kimleri öldürdüğümüzü
Yok ettiğimizi
Ne acıdır ki
Herkes kendini en çok düşünüyor
Birileri var parmakla sayılamayacak kadar az da olsalar
Onlar düşünürken duruyor dünya
Ve yine başa sarıyor..
Son sözümü söylesem de öyle gitse diyor
Ama söyleyemiyor
İçinde kalıyor..
Gözyaşları oluyor aşkın
İçine akıyor
Daha çok acıtıyor..


8 Nisan 2012 Pazar

Mavi..yeşil..biraz da insan..

En çok mavi rengi seviyorum hayatta
Yeşil mavinin yanında daha doğal kalıyor
Belki biraz daha özgür
Mavi sert
Mavi deniz
Rüzgara karsı gelebilen
Belki de sesi bu kadar yükselebilen
Tek gercek sanıyor kendini
Biliyor
Tek gercek o
Çünkü bir tek o fırtınada, yağmurda, kıyamette, depremde
Hiç bir doğal afette yok olmuyor..
Öyle güçlü öyle derin ki evrene bağlılığı
Yılmıyor savaşıyor
Korkmuyor..
Yeşil ise güneşe bağlamış hayatını
Varlığını armağan etmiş ona
Gelirse parildiyor
Yok eğer gelmezse soluyor..

İnsanlara benzetiyorum doğayı..
Kimimiz küçücük fırtınalarda yoruluveriyoruz
Vazgeçiyoruz savaşlarımızdan
Terk ediyoruz sonra..

Kimimiz ise güçlü..
Her ne olursa olsun vazgeçmiyoruz
İstediğimiz her ne ise iyi biliyoruz
Pesinden gidiyoruz
Tercih ediyoruz..
Tercih etmediklerimizden vazgeçtiğimiz zaman pişman olmamayı
Asla geriye dönüp bakmamayi öğreniyoruz
Bunu çok iyi beceriyoruz..

Her biri, yeşil, mavi, tercih ettiklerimiz, etmediklerimiz,
Korkularımız,kabullenislerimiz..
Kaçıp gitmek isteyislerimiz
Sonra inanılmaz keyif alışlarımız hayattan..
Tek düze olamayışlarımız..
Olduğumuz anlarda boğulmalarımız..
Her biri farklı tatlar katıyor hayata..
Bizim hayata
Bizim birbirimize karışmalarımız
Bütün oluşlarımız
Olmaya calışmalarımızı benzetiyorum ben,
Renklerin doğaya karışmasına
Ortaya çıkan gök kuşağına..
Evrende yarattığı o güçlü duyguya..
Adı huzur olan..
Herkese huzurlu pazarlar;)

21 Mart 2012 Çarşamba

Küçücük boşluklar kocaman anlamlar yüklemekte hayata..

Başkalarını mutlu etmek kendimizi mutlu etmeye çalışırken yitirdiklerimizin yanında küçücük kalmakta..
Ve o başkaları mutlu olduğunda
Anlarız ki dünya dönmekte
Yalnızca bizim etrafımızda değil ama..
Milyonlarca insan yaşamakta
Her yeni gün nefes almakta
Ve ne acı ki her yeni gün ölmekte..
Biz her yeni gün en başa sararken hayatı..
Bir gün gelmekte
Ve bizi çok uzaklara
Bilinmeze götürmekte..
Siz nereye gittiğinizi bile bilmezken..
O uzaklar
Küçücük boşluklara kocaman anlamlar yüklemekte..

14 Mart 2012 Çarşamba

Çikolata tadında çocuk..

Küçük bir çocuk ağladı
Küçük çocuklar neden ağlardı?
Oyuncağını elinden aldığınızda..
Çikolata istediğinde ama almadığınızda
Televizyonun kumandasını istediğinde
Siz vermediğinizde
Uykusu geldiğinde uyumak istemediğinde
Kucak istediğinde
Sevgi istediğinde..
Çok basit sebeplerle..
Bugün küçük bir çocuk ağladı
Gözlerimin içine bakıyordu ağlarken
Kucak istemiyordu, oyuncak ya da çikolata da istemiyordu..
Sadece mendil satmaya çalışıyordu
Para kazanmak nedir bilmiyordu
Neden değerlidir onu da bilmiyordu
Sadece para kazanmadan gideceği bir evde şiddet göreceğini biliyordu
O yüzden ağlıyordu..
Para şiddetti onun için
Öğrenmişti..
Hayatı güzelleştiren bir araç olmayacaktı asla
Kazanmak için birilerinin canını acıtmak gerektiği öğretilmişti ona
Büyüyecekti
Ve günü geldiğinde acıtacaktı
Kazanacaktı..
İşten çıkıp evinize giderken
Pazar sabahı hisarda kahvaltı ederken
Cumartesi gecesi eğlenirken
Ya da en basitinden markete giderken
Küçük bir çocuğu mutlu edebilmenin yollarını düşünür müsünüz hiç?
Abla okul harçlığım der aslında
Yalan söyler
Ve siz sırf gerçeği öğretmek adına ona para vermediğinizde
O akşam eve gittiğinde göreceği şiddetin hesabını yapar
Siz öğretmen olursunuz..
O kurban..
Gerçeği öğretmenin yolu kendi doğrularımızı kabul ettirmek olsaydı eğer
Her birimiz ne kadar mutlu olurduk..
Gerçeği öğretmenin yolu
Sevgiden geçer
O okul harçlığım dediğinde
Siz ona para verdiğinizde
Bununla kendine güzel bir kitap al dediğinizde
O sizi kandırmış olmayacak
Siz kendinizi kandırmış olmayacaksınız
O evine gittiğinde huzurlu uyuyacak..
En azından sadece bunun için
En azından sadece küçük çocuk yatağında mutlu uyusun diye
Güzel rüyalar görsün diye
Her küçük çocuğu mendil satarken gördüğünüzde
Ufacık bir katkıda bulunmaya değmez mi??
Çocuklar değerlidir
Onlar gelecektir..
Onların bir anlık mutluluğu geleceğe belki de sizin çocuklarınızın hayatlarına ışık olacaktır..
Değiştiremeyeceğiniz gerçekler olduğu anlarda
Onları değiştirmeye çalışmak yerine
İnanıyormuş gibi yapıp mutlu etmek çok değerlidir aslında…
Küçük çocukları mutlu edelim
Sonra onlar büyüsün
Ve biz seksenlerimizde yatağımıza uyumak üzere  gittiğimizde
Keşke demeyelim
Gülümseyelim..
Mutlu edelim
Dünya dönerken aslında nasıl hayatların boğulmakta olduğunu fark edelim..
Kendimizi boğuluyor sanırken..
Hayatın tam da ortasında
Güzel başlangıçlara umut verelim..
Vermek karşılıksız
Belki de yalnızca umut karşılıksız..
Çünkü yeni hayatlara küçük çocuklara yapılan her güzel şey hayatta..
Geri dönecektir
İçini acıtmayacaktır
Gülümsetecektir
Gülümsemek değerlidir..
Gülümsetmek değerlidir..
Çocuklar değerlidir..
Gülümse çocuk!!
Bugün bu yarışı kazandım de
Sonra umutların olsun
Hırsların birilerinin canını acıtmasın gelecekte
İçinde umut olsun
Başarı olsun
Ve elbette ki değerli olsun
Güzel rüyalar gör
İçinde çikolota olsun…

11 Mart 2012 Pazar

Hayatın içinde.. Adı mucize..

Akla ilk gelen ne olur mucize deyince?
Yaşanmışlar gelir, eskiden var olanlar..
Önce geride bıraktıklarını yeniden görebilme heyecanı kaplar içini
Sonra yaşanamamışlar gelir
Hiç olmamış ve zaman karmaşasında arada kalmış, her nedense olamamış
Aklının bir köşesinde kalmış
Ne geçmiş ne gelecek
Yine de anıların kısmında, hatırladığın zamanlarda aklını kurcalayan
Ne gerçek ne yalan
Sadece ufacık bir an gelir akla
İçin acımaz
Keşke demezsin
Ya öyle olsaydı diye de kurcalamaz aklını
Zaten yaşanmamıştır..
Ancak arada gelir aklına
Umurundadır
Çünkü hala yaşanmamıştır
Güzeldir
Çünkü tükenmemiştir..
Mucize bunun neresindedir?
Mucize yaşayamadıklarındır çünkü
Aklına getirip yapamadıkların
Söylemek isteyip de itiraf edemediklerin..
Aramak isteyip de arayamadıkların..
Sarılmak isteyip de sarılamadıkların
Sonra konuşmak istediğin
Konuşamadıkların..
Neden mucize oradadır
Çünkü keşfedilememiş her şey mucizedir hayatta
Çünkü orada bir ışık vardır
Bir umut
Hiç var olmamıştır
O yüzdendir..
Hala heyecanlandırır
Ne bitmiştir ne başlamıştır
Sadece hiç var olmamıştır olmayacaktır..
Mucize ışıktır
Yaşanamamış her şeyden, söylenememiş her sözden, idrak edilememiş her gerçekten alınacak bir ders vardır..
Ve belki de sırf bu yüzden mucize hayatın içinden bir yerlerden ders alabilmektir..
Tekrarlamayacağın hataları yaşamamak adına verdiğin sözler
Bakış açılarını değiştiren gerçekler
Sadece tutabileceğin sözler..
Seni üzen her şey mucizedir
Çünkü bir daha üzmeyecektir
Acaba dediğin zamanlarda oradaki ufacık umut mucizedir
Tartışmasız aslında
Hayat mucizedir!!
Başı da yoktur sonu da..
Bilemezsin aslında nereden geldiğini, yolculuğun sonunda seni nelerin beklediğini..
İşte sırf bu yüzden neden aradığın ve cevabını bulamadığın her şey
Küçük büyük
Her gerçek mucizedir..
Keşfedecek çok şey varken hayatta
Hala keşfedememiş olduklarınıza gülümsediğiniz
Onlar için üzülmek yerine
Adına mucize dediğiniz..
Renkli anılarınıza kırmızı bir kadeh şarabın eşlik ettiği
Ve ışık tuttuğu başlangıçlar diliyorum hayatlarınıza..
Mucizelerle dolu bir hafta İstanbul’a J

6 Mart 2012 Salı

Yaşat yüreğinde..

İnsanlar ölmez aslında
Bir yolculuktur ölüm dedikleri..
Uzun mu kısa mı bilinmez ama yeniden karşılaşıncaya dek veda ederler birbirlerine
Son veda önemlidir, tıpkı ilk hoş geldin gibi
Son değildir aslında
Biz öyle sanırız
Sevgi var olduğu sürece ölüm dediklerinin tek bi anlamı olur hayatta
O da sonsuzluk
Ölüm sonsuzluktur
Özlemektir de ama
Zor olan da odur zaten
Sonra karşılaşırsın başka hayatlarda
Benzetirsin
Yaşatırsın özlediklerini
Haksızlık şuradadır
Sen bilemezsin nerede ne yapıyor mutlu mu
Ama mutludur
O bilir senin ne yaptığını nerede olduğunu
İyi dileklerini gönderir
İlk zamanlar yanına gitmeyi heyecanla beklersin
Ona sarılmayı
Sonrasında sarılmaya ihtiyaç duymazsın
Çünkü kimselere anlatamadıklarını onunla paylaşıyorken bulursun kendini
Yanında somut benliğiyle var olduğu zamanlarda yapamadıklarını
Ve anlatırsın
Rahatlarsın
Anlarsın ki o aslında gitmedi
Herkesten çok yanında artık
Ve gülümsersin
İşte o an yeni bi bebek gelir dünyaya
Adını verirsin
Yaşatırsın yepyeni bi bedende
Özgürlüğüne kavuşur anlarsın..
Hayattaki en önemli en değerli şeydir özgürlük
Hayatın sonunda da önemli olan her yeni gün sevgini hissettirmektir
Sen de öyle yap
Her yeni gün onu çok sevdiğini hissettir
Upuzun bi yoldayım sanırken hayatı
Tam da karmaşaların ortasında yapayalnızken
Sevdiğini hissettir
Gözlerini kapadığında yanında olacak
Gözlerini her açtığında da
Çünkü o artık sonsuzlukta
Sanma ki seni duymuyor
Duyuyor elbet
Sanma ki cevap vermiyor
Veriyor..
Yalnızca artık elini tutmuyor
Buna ihtiyaç duymuyor
Artık dünyadaki en iyi arkadaşın çünkü
Ve çünkü en iyi arkadaşlar seni sessizce dinleyenlerdir, yargılamayanlar, soru sormayanlar..
Korkma
Çok uzak diil
Elbet bi gün yanında olacaksın sessizce paylaşacaksın
Bi ateş yak
Denize bırak iyi dileklerini
Ve sonsuza dek yaşat
En değerli yerde
Yüreğinde..

26 Şubat 2012 Pazar

Mutluluğun rengi ??

Hayat tesadüflerle dolu!!
Kalabalıklar ve aralarında tanıdığın ya da tanımadığın insanlar..
Aniden gelişen güzelliklerle dolu
İşte bu yüzden seviyorum ben hayatı
Hiç bir zaman hayal kırıklığına uğratmadığı için..
Bugün güzelliklerle dolu
En sevdiğim renk beyaz
Sonra kırmızı
Çünkü mutluluk benim için beyaz ve kırmızı
Mutluluğun rengini sorsalar siz hangisini seçerdiniz?
İnsanlara ve olaylara anlam yükleyip ardından renkleri seçerseniz cevabı bulacaksınız..
Benim rengim kırmızı
Bugün kırmızı!
Yarın ne olur bilmiyorum
Ama sonsuz kırmızı mutluluk diliyorum
Peki ya senin rengin İstanbul??
Rengarenk :)
Rengarenk bir hafta ve rengarenk bir hayat herkese..
Ve elbette ki rengarenk tesadüfler :)

20 Şubat 2012 Pazartesi

Yeni yaş !!


27. yaşıma girerken ben, hayat yine her zamanki gibi telaşlıydı, hava güzeldi ve bir Pazar günüydü..
Oldukça mutluydum, hala da öyleyim ve bir şey var paylaşmak istediğim,
Şuan çok uzaklarda olan, tam beş yıl boyunca küçük bir odada birlikte büyüdüğüm ve hala özlemekte olduğum çok değerli bir insandan gelen çok değerli bir hediyem oldu yeni yaşıma girerken..ben okurken yaşanmışlıklardan olsa gerek ki, çok duygulandım  ve yine yaşanmışlıklardan olsa gerek ki, hayatında yazı yazmamış, yazı yazmaktan hiç de hoşlanmamış bir insan yazı yazmış ve yazdıklarıyla beni böylesine mutlu edebilmiş:)

Demiş ki;

İyi ki doğdun canım dostum….
Bu kutlamayı yılda kim bilir kaç kişiye yapıyorum tabi dostum kelimesini kullanmadan.
Ama çok nadir bunun “iyi ki” kısmını çok yürekten söylüyorum. 

Sen  iyi ki doğmuşsun çünkü ben senin sayende arkadaşını sevmek kadar onu sevdiğini söylemenin de
ne kadar kıymetli olduğunu öğrendim.. 
Birine iyi geceler dilekleri sunduğunda o uykunun ne kadar tatlı olduğunu öğrendim..

Sen iyi ki doğdun ve ben böylece…
İçine atman gereken dertlerini paylaşmaya cesaret edemediğinde dostunun derdini gözlerinden anlayıp
seni anlatma zahmetine sokmadan direk çözüm kısmına ulaştırmasının rahatlığını
ve yanında senin iyiliğinden başka bir derdi olmayan bir varlığın güvenini öğrendim..

Sen iyi ki doğdun ve ben böylece…
Aynı anne babadan olmasak da aynı kanı taşımasak da hatta çocukluklarımızı birlikte yaşamasak da
gün gelip karşılaşıp, bir şeyler paylaşıp bir kardeş sahibi daha oldum.
Hatta bir kardeşten bir anneden babadan daha yakın bir varlığa sahip oldum.
Yeri geldiğinde anne baba kardeş insanı yaptıklarıyla fikirleriyle yargılar belki. Ama biz seninle birbirimizi hiç yargılamadık, hiç tartmadık, sadece değer verdik ve yan yana olduk. Şimdi böyle bir şeye sahipken sana iyi ki doğdun demim de ne diyim ben??? 
İyi ki doğdun iyi ki varsın ve iyi ki benim canımsın.
Ailene ve o kitap listesini asan arkadaşlara teşekkürlerimi iletiyorum.
Ve seni çooooooooooooooook seviyorummmmmm….
demiş. Yazının tamamı değil tabi ki, bu yalnızca bir kısmı.. Basit bi kitap listesine benim boyum yetmediği için daha uzun boylu bir arkadaşın listenin üst kısmını benimle paylaşmış olması ve sonrasında birlikte yediğimiz ilk yemek ve sonrasında kocaman bir dostluk..o cumlede bunu anlatmış Ceren :) Çok iyi yapmış..ellerine sağlık canım arkadaşım..

Bazıları yanı başındadır, bir şeyler yazar, söyler ama bu tadı veremez
Kimi de çok uzaklardadır
Hiçbir şey yazmasa da düşündüğünde, aklına getirdiğinde gerçekten hissedersin
Bilirsin..
Bu yaşıma girerken ilk dileğim anlayışın, huzurun, özgüvenin, mutluluğun ve şansın her daim yanı başımda olması..Dostlarımın mesafeler girmiş olsa da araya hala böyle hissetmeye devam edebilmesi..
Her şeyin en güzel olduğu bu yaşlar değerlidir diyorum ve baharın gelmesine on gün bile kalmamışken herkese mutlu baharlar diliyorum:)
ve ardından iyi geceler İstanbul’a..