30 Kasım 2011 Çarşamba
20 Kasım 2011 Pazar
Üç Arkadaş
Beyin komut verir ruh dinler. Sonra sorular sorar ? neredeydim nereye yolculuğum nereye gidiyorum der .. bir hikaye anlatır ruh, kalp sessiz kalır. Sonra beyin yine komut verir. Bu kez iki ayrı cevap duyacağını bilir ama yine de verir..ruh yeni baştan anlatır hikayeyi, gözleri dolar kalbin, beyin acımaz düşünür..stabildir..kalp gözyaşlarını tutamadığında ruh destek olmalıyım der..kalp ile ruh düşman olur bu kez beyine..beyinse asla vazgeçmez düşünmekten.. düşünür düşünür..
Yıllar geçer..kalp unutur, ruh yeni hikayeler anlatır..beyin hala düşünüyordur..bu üç arkadaş hiç anlaşamaz hayat boyu..
Bir dost çalar kapıyı..hayat telaşla akıp giderken unuttuğum için affedebilecek misin beni der..hoşgeldin der kalp sarılmak ister, gözleri dolar..ruh kurgular neden diye sorar..beyin komut verir, giderken düşündün mü artık kapılarım sana kapalı der..
Bir kardeş çalar bu kez kapıyı..seni kırdım ama yardımına ihtiyacım var. Yardım edecek misin diye sorar..kalbin canı acır, öyle çok acır ki tutamaz gözyaşlarını, yine hoş geldin der..ruh kurgular, acaba diye sorar..zor gününde olmasaydı yine de gelir miydi acaba der..beyin komut verir yine..sana yardım edemem, sen beni üzmüştün ben de seni sildim der..
Eski sevgili gelir..çok zaman oldu ama ben seni unutamıyorum affedebilecek misin der..kalp dejavu olur hala aynı bakan gözleri görünce..içeri davet etmek ister, dinlemek ister, anlatmak belki de..kimbilir belki de sadece sarılmak ister..ruh neden gittin neredeydin bu kadar zamandır diye sorar..bir hikaye anlatır kendine ve ona inanır..beyinse içeri bile almaz geleni..gittiğin gün geri gelemeyecektin bunu biliyordun göze almıştın der..
En son ölüm çalar kapıyı..
Gidiyoruz der her üçüne de..ruh bedenden ayrılır özgürlüğüne kavuşur..rahat bir nefes alır..beyin hoş geldin ben de seni bekliyordum der ilk kez..ve bırakır komut vermeyi denileni yapar sadece..
Bir tek kalp kalır..o sonsuza dek korur bedeni..iyi ve kötü gününde yanında olur..sonra uyurlar sessizce..sonsuz yolculuklarına giderken..duymazlar artık ama bilirler yan yanalar..bilirler ve huzurlu uykularında yalnızca güzel rüyalar görürler..
Geride kalanlarsa güle güle der her üçüne de..bir tek kalbi unutmazlar..o hep hafızalarda kalır..
18 Kasım 2011 Cuma
Özgürlük ?
Bisiklete binip ellerini bırakıp pedalları hızlıca çevirmek
Uçurtma uçurmak
Parasailing yapmak
Balonda yolculuk ederken bulutlara dokunmak
Bi bebeği kucağına almak ve o sırada düşüreceğinden korkmak
Ata binmek
Gece yalnız başına uyurken korkularını düşünmemeye çalışmak
Saçlarını istediğin en uçuk renklere boyamak
Sahilde yürürken yanından geçenlerin hayat hikayelerini tahmin etmeye çalışmak
Hiç tanımadığın birine derdini anlatmak
Taksimde ıslak hamburger yemek
Pinhani dinlemek
Rüzgarı arkana alıp koşmak
Fransızca şarkılar dinlerken ne anlatıyo diye tahmin etmeye çalışmak
Uno oynamak
Kalbin çok hızlı atarken ona yetişmeye çalışmak
Sorgulamak hayatı
Canın istediği anlarda gidebilmek
Hayal kırıklığı yaşadığın zamanlarda güçlü olabilmek
Şişe çevirmece oynarken hep doğruluğu seçmek J
Yeterince cesur olamamak
Kırmızı ışıkta geçmek
Konsere gitmek
Kar yağarken penceren açık izlemek
Sonu olmayan sorular sormak
Ağlamak ve ağlarken gözyaşlarını kimselere göstermemek
Gülmek
Cesaret
Bi de aştide bi kimsesizle sohbet edebilmek…
Özgürlük dedikleri şeyin sınırları yok
Canının istediği her şeyi yapabilmek kimi zaman..
Belki de sadece ayrıntılarda boğulmamak..
not: sadece en yakın arkadaşım sevmediği için yazımın sonunu değiştirdim :)) bu da bi özgürlük :)
not: sadece en yakın arkadaşım sevmediği için yazımın sonunu değiştirdim :)) bu da bi özgürlük :)
@Melis :)
16 Kasım 2011 Çarşamba
14 Kasım 2011 Pazartesi
Yabancı..
Bi yabancı tanıdınız mı hiç? En yakınlarınızda ama uzak olanlardan..en sevdiklerinizden belki de..belki de asya familyasından..belki ailenizden biri belki arkadaşlarınızdan belki de aşık olduğunuz biri ama yabancı..çözmeye çalışırken zorlandınız mı?
Bi köpeğim vardı üniversite yıllarında..geldiğinde minicikti birlikte uyuduk ilk gün..alışmaya çalışıyordu, annesinden çekip almıştık onu. Haklıydı zorlanıyordu ve kendine benzer hiçbir varlığın olmadığı bi yerde kendini savunmasız hissetmesin diye onu yanıma aldım birlikte uyuduk..sarıldım..babamın küçükken aldığı bi oyuncak kaplumbağam var yıllardır ona sarılıp uyurum geceleri..bitek o gece tekilaya sarıldım..kendini yalnız hissetmesin diye..Adı Tekilaydı..
Elimden geleni yaptım sadece onu hep koruyacağımı bilsin istedim..anladı sanırım beni , onu çok önemsediğimi fark etmiş olmalı ki, bikaç hafta sonra canımın çok sıkıldığı bi gün salonda yalnız başıma oturup ağlarken yanıma geldi karşımda durdu ve gözyaşlarını gördüm..inanamadım..bi köpek ağlar mıydı? Eğer gerçekten sahibi olduğunu hissettiği kişi ağlıyorsa o da ağlarmış anladım..
Bıraktım o an düşünmeyi ve onu izledim..bana acıklı gözlerle bakıyordu..ağlama diyecekti belki de konuşabilseydi..en azından bizim dilimizi biliyor olsaydı ama bilmiyordu ve konuşamadı. Zaten böylesi daha iyiydi..duygularımızı yaşarken birilerinin tavsiyelerini ya da geçicek demelerini dinlemek çoğu zaman anlamsız geliyor..bir av köpeği siz üzülüyorken karşınıza geçip ağlıyorsa inanın daha anlamlı oluyor..
Kendini ifade etmenin birçok yolu olabildiğini anladım o gün..bazıları daha değerli bazılarıysa sadece öylesine söylenmiş sözler..
Şunu demek istiyorum, bazen konuşmadan ifade edebiliriz kendimizi, sarılmadan, söylemeden içimizdekileri ya da sadece gözlerine bakarak, bazen sadece susarak.. Karmaşık şeyler hissettiğimizde, hayata 1-0 yenik düştüğümüz zamanlarda, sanırız ki ifade etmenin bi yolu yok olmayacak..ama yanılırız çoğu zaman..çünkü her zaman var..
Kendini ifade etmek istiyorsa, çok istiyorsa eğer, susmalı insan..orada bir sıkıntı vardır çünkü..sakinleşmeyi beklemeli..
Bugün çadırlarında koloni halinde yaşamakta olan, çocukları soğuktan hasta olan çaresiz ve bitkin insanları izledim..işte o an sustum..içimde bir sürü şey vardı aslında söylemek istediğim..yapmak istediğim..belki küçücük çocukların sadece yanlarına gitmek sadece sarılmak değerli olduklarını hissettirmek gibi şeyler..ama nasıl olur ki? İşte o an istediğin kadar konuş, istersen sonuna ünlemler zinciri koyabileceğin bi dizi cümle kur..ne anlamı var ki?? Elinden gelen sadece düşünmek, üzülmek, iyi dileklerde bulunmak..istersen yerine koy kendini, ne fark eder? Anlamı yok..çünkü gerçekler var yaşanılanlar var, engel olamazsın. Sadece sürüklenir gidersin..
En iyisi sessizlik sanırım bazı zamanlarda..ortalığın yatışmasını beklemek..sakin olabilmek..
Hayat her şey yolunda gidiyorken dur ve düşün diyorsa eğer, dinlemeliyiz sözünü..Brendon Burchard mesajımız olduğunu söylüyor.. Hayat bize işaretler sunuyor, takip edelim diyor..
Gerçekten her günümü dolu dolu yaşadım mı?
Gerçekten sevdim ve sevildim mi?
Ve gerçekten başkalarının hayatında bir fark yaratabildim mi diyor..
Bunu ben söylemiyorum..Bir trafik kazasında ölümün eşiğinden dönüp,çok geç olmadan henüz, hayatı anlamlandırmak adına mücadele etmeye çalışan biri söylüyor..Bekleyecek misiniz siz de? Bir kazanın, bir kayıp ya da bir tutkunun sizi içine alıp yok etme çabalarını? Yoksa yürüyecek misiniz ?
Yolumuz uzun..en azından biz öyle sanıyoruz.. öyleyse yürümeli insan..
Herkes fark yaratabilir ve herkesin bir mesajı vardır hayatta..
Her gün mutfağa girip çıkan milyonlarca kadın varken, neden herkes sadece Rachael Ray’in yemek tariflerinin peşinde koşuyor?? Çünkü fark yaratıyor..
Sıradanlıktan uzak, fark yaratan bi Türkiye istiyorum..En azından 60 kişiye değil de, her aileye bir çadır verip ısıtabilecek bir Türkiye istiyorum..bu kadarını yapamayan bir ülkede biz ne yapıyoruz öyleyse? Neden fark yaratmıyoruz?
Bir puzzle yapalım hep birlikte.. Herkes kendi parçalarını eklesin..İnsanlar çaresiz kalmasın, çocuklar üşüyüp hasta olmasın, askerler ölmesin, yalnızca ayakkabıları ve paltosu olmadığı için üşümesin insanlar, uygun ilik bulamadığı için ölmesin lösev in çocukları..fark yaratalım ve bekleyelim sessizce.. sakince..son parçaları birleştirmek her zaman zordur ama ilk parçalar daha zor olur unutmayalım..başlayınca bitirebilmek dedikleri şey bu olsa gerek..başlamak her zaman bitirmekten daha zordur..biz de başlayalım parçaları birleştirmeye..sessizce, sakince, umutla, özveriyle..işte bitti dediğimiz o anda gurur duyalım kendimizle..ve yeni parçalar birleştirelim yeni hayatlarda, kaybolan umutlarda..daha değerli hissedelim..
1 Kasım 2011 Salı
Melek
Küçük bir kız tanıdım bugün..adı neydi bilmiyorum soramadım..gördüğümde boğazıma düğümlenen o şey,adı her ne ise bana kötü hissettirdi kendimi..soruyorum şimdi; sizce bu dünyada adalet var mı? Varsa da biz neden göremiyoruz hissedemiyoruz?
Küçük kız, ona çok ta uzak olmayan o duyguyu hissetmeye başladığından mıdır bilmem ama oldukça mahsumdu..ve cesurdu çoğumuzun olamadığı kadar..onu eğlendirmek adına sorduğum eğlenceli sorulara gözlerimin içine bakarak ve hiç kaçırmadan gözlerini cevap verdi..7-8 lerinde olan başka bir çocuğun belki de eğlenceli kahkahalarla, gözlerini kaçırarak, o an ilgisini çekmekte olan başka şeylere odaklanarak, çok ta önemsemeyerek vereceği soruları, gözlerime hatta ruhuma bakarak dokunarak cevap verdi..bunun adı olgunluktu sanırım..o kadar erken olmalı mıydı? Elbette ki hayır! Ama olmuştu..çünkü küçük kız uzun zamandır herhangi bir hastanenin soğuk bir odasında mücadele ediyordu..iri kömür renginde gözleri, yuvarlak ve düzgün hatları vardı. Belli ki mücadele ediyordu. Ne için olduğunu bilmiyorum ama saçları yoktu..pozitif düşünce de bi yere kadar..belli ki geceleri ağlayarak uyanıyor, midesi bulanıyor, ufacık bedeninin kaldıramayacağı acılar yaşıyor, giderek tükeniyordu..ama korkmuyordu..biliyorum korkmuyordu çünkü önemsemiyordu..sonunu bilmediği bi yolun belki en başında, belki ortasında, kimbilir belki de sonundaydı..ne olacagını çok düşünmediğinden ya da bilmediğinden korkmuyordu..sadece yorgundu..
Çoktan bitmişti oradaki işim. Zamanımın geri kalanı için planladığım klasik şeyler vardı bugün adına..ama yapamadım. Kendimi nedensiz bi şekilde suçlu hissedecektim yapsaydım..yanında kaldım bir süre.. sohbet ettim..elimden gelen bu kadardı yazık ki..daha fazlası olabilseydi keşke..
Soğuk ve hapishaneyi andıran odalarında yan yana dizilmiş ranzalarda uyumakta olan çocukları düşündüm bugün..hepsi benim çocuklarımdı..uzunca bi süre çocuk esirgeme kurumunda öğretmenlik yapmıştım. Arasıra hayat her şey yolunda giderken sorular soruyor işte..kendin için ne yapıyorsun diyor..birsürü cevabım oluyor o an..kitap okuyorum, müzik dinliyorum, arkadaşlarımla görüşüyorum, eğleniyorum, gitar çalıyorum, spor yapıyorum, kendimi kötü hissedince kulaklığımı takıp yürüyorum, tek başıma biyerlere gidiyorum kendimi dinliyorum, film izliyorum….sonra soruyor bu kez içimdeki ses, başkaları için ne yapıyorsun diye??
İşte oyle zamanlardan birinde çocuk esirgeme kurumunda uzunca bir süre öğretmenlik yamaya karar vermiştim ve yaptım..çok iyi hissettirdi bana kendimi..aslında gördüm ki çoğu çocuktan çok daha mutluları vardı aralarında. Birlikte büyüyor, paylaşmayı öğreniyor, kartopu oynuyor, film izliyorlardı..yeterince adil deyip avuttum kendimi..düşündüğüm kadar da kötü değildi..belki de pozitif olmak adına kendimi kandırdığımı düşünebilir birçoğu ama öyle değildi tam olarak..birazcık kandırmaca vardı elbette. Yine de yaşayacakları upuzun (umuyorum!) bi hayat vardı..yolun en başındalardı ve yolculuk dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitse de, oldukça eğlenceliydi..
Sonra bugün haberlerde gördüğüm bebeği düşündüm..depremde yerle bir olan hayatların arasından sapasağlam çıkıp hayata tutunabilen küçücük bebeği..çok mutlu oldum. Son günlerde aldığım en güzel haberdi diyebilirim..
Sımsıkı tutunmalı insan hayata..kaçırmamalı güzellikleri..
Şanslıyız..Milyonlarla yarışarak geldiğimiz için, kazandığımız için, adaletin olmadığı biyerlerde kaybolup gitmediğimiz için, bencil olmadığımız için..
İçimde kalan bir şey var küçük kıza söyleyemediğim: ‘’ Üzülme melek. Yakın ya da uzak bi günde, evrene karıştığın anda fark edeceksin çok ta önemli olmadığını..güçlü olmana gerek yok..bırak kendini rüzgara..nasıl olsa o seni götürür gitmen gerektiğinde.. ‘’
Siz rüzgarı tanımlayın..bende var karşılığı ama rüzgar dediğin zaten uçsuz bucaksız..herkes kendi rüzgarıyla çıksın yolculuğuna..nereye götürürse artık….
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

