my playlist

31 Ocak 2012 Salı

Düşler Ülkesi Kurabiyesi

Güzel biten hafta sonları enerji ekliyor üzerine, beyaz kar tanelerini ışıldarken görüyorsan tamamdır olmuş yaramış bu hafta sonu sana..gece geç yatarsın, istediğin saatlere kadar arkadaşlarınla muhabbet eder şarap içer dans edersin, kalabalık mekanlara gider, yeni insanlar tanır, keyif alırsın ve mutlaka her hafta sonunda tatlı bir şeyler yersin :) Mado da pasta, Moda da dondurma ya da evde birilerinin sevgisini katarak yaptığı değerli kurabiyeler..ben bu hafta sonunda onlardan yedim, çok lezzetlilerdi..yanında az şekerli kahve de vardı tabiî ki :)
En iyi arkadaşların birlikte olduklarında en çok keyif aldıkları, gülüp eğlendikleri zamanlar eski komik günlerini andıkları zamanlar oluyor, sanki yeni yaşıyormuş gibi yükselen kahkaha sesleri çok mutlu ediyor..
Herkes tarif verebilir, yemek tarifi, pasta tarifi, buzlu içecek tarifi, sıcak şarap tarifi, hayal kırıklıkları tarifi, aşkın tarifi, yalnızlığın ya da korkunun tarifi ya da mutluluğun tarifi.. ben bugün düşler ülkesi kurabiyesi tarifi vermek istiyorum, çok lezzetli..
Öncelikle ruhunuzu arındıracak bir şarkı buluyor, sözlerini ezberliyor, bağırarak defalarca söylüyorsunuz..sözleri sizi anlatmalı ya da siz öyle sanmalısınız..çünkü her güzel şarkının, içine alıp kendinden bir şeyler bulduracak kadar derin sözleri olur..herkesin bir hayat hikayesi vardır ve çoğunlukla aynıdır ama bilmeyiz güzelse en özel, kötüyse en acıklı olanı bizim sanırız..
Düşler ülkesi çok uzakta bir yer ve herkesin kolayca gidebileceği bir yer değil, o nedenle gitmek için çabalamak, giderken karşılaşılacak zorluklarla mücadele edebilecek nitelikte olmak, sadece sonuç odaklı olmamak, yolculuk süresince hayaller kurmak gerekiyor. .
Bu ülkede karakterler var, siz onlardan size en uygun olan üç tanesini seçiyor ve yolunuza devam ediyorsunuz. Çok iyi seçim yapmanız gerekiyor, yanlış seçim yaparsanız ona göre şekillenir, ne yazık ki geriye dönseniz bile ikinci seçim şansı verilecek olsa bile yaşadığınız panik sizi yine yanlış seçimlere yönlendirebilir. O nedenle önemli olan sakin ama emin adımlarla yürümek, kararlar vermek, arkasında olmak, ne istediğini çok iyi bilmek..
Kurabiyede biraz tarçın, biraz pamuk şeker, biraz da süt var. Hepsini karıştırıp kalıplara döküp fırına atıyorsunuz ve kendi kendine oluyor..çok basit aslında ama adı neden düşler ülkesi kurabiyesi diye soracak olursanız, tarifin ilk üç kalemi var sonrası boşluk..siz tamamlıyorsunuz, kurabiyede özgürlük ve yetenekler konuşuyor..istediğiniz gibi yapabilirsiniz, isterseniz tuz bile ilave edebilirsiniz, yeter ki tadı güzel olsun!!
Çok uzun dağlık yollardan geçtiniz, arada denizi gördünüz, bazen dalgalı, bazen sakin, bazen rüzgarlı, fırtınalı..yol boyunca bunları pek düşünmediniz, ıslanırken, üşürken, yorulurken pek te önemsemediniz, çünkü her an ı güzelleştiren bir şeyler mutlaka olur hayatta, yeter ki biz onları görebilelim, görmek isteyelim..güldünüz, ağladınız, her yeni yıla hoş geldin dediniz, her yeni sevgiliyi önemsediniz, sevginiz bitti bitirdiniz, geri istediniz aradınız, vazgeçtiniz, karmaşık şeyler hissettiniz, aşık oldunuz, hayal kurdunuz, hayal kırıklıkları yaşadınız, mutlu oldunuz, heyecanlandınız.
Defalarca kış geldi, bahar geldi en son yaz..öyle çok tekrar ettiniz ki kendinizi aslında, yaşarken fark etmediniz sonra ya bir gün geldi fark ettiniz, değişim istediniz ya da öylece yaşayıp gittiniz, kendinizi defalarca tekrar ede ede..
Düşler ülkesi kurabiyesi nin farklı bir özelliği var, her defasında farklı bir tat bırakıyor ağızda, dağılıyor ve yutmak istemiyorsunuz, yine mi aynı kurabiye dedirtmiyor çünkü dedim ya her defasında farklı tatlarla tanıştırıyor sizi..bunu nasıl yapıyor?? Tarifi değiştirmiyorsunuz, sadece pamuk şeker yerine kestane şekeri ekliyorsunuz ya da bir sonrakine pudra şekeri, diğer her şey aynı..yalnızca tek bir değişkene izin var, yoksa tadı bozuluyor..
Uzunca bi yoldu, yürüdünüz, yürüdünüz ve en sonunda düşler ülkesine geldiniz, üzerinde ‘’Tebrikler’’ yazan bir Hoş geldin tabelası karşıladı sizi, kalp atışlarınız hızlandı, seçim anı gelmişti, sadece bu an için yıllarca yürüyüp durdunuz, zorlu yollardan geçtiniz, yoruldunuz, bakalım üzerlerinde karakterlerin yazılı olduğu pankartlar hoşunuza gidecek mi??
İlk Pankart: Hoşgörü + Asabiyet
İkinci Pankart: Sevme içgüdüsü + Nefret etme içgüdüsü
Üçüncü Pankart: Cömertlik + Cimrilik
Dördüncü Pankart: Sessizlik + Gevezelik
Son Pankart: Doğallık + Rol yapabilme kabiliyeti
Elbette hoşunuza gitmedi, düşler ülkesine bununla karşılaşmak için geldiğinizi biliyor olsaydınız asla gelmeyecektiniz belki de ve o an içinizden geçenler  tam olarak bunlardı.. Her pankartta almak istediğiniz karakteri seçerken zıttını da almak zorunda bırakılıyorsunuz.. Bu sizi şaşırtıyor..
Anlayamıyorsunuz bir süre ve pişman oluyorsunuz, keşke gelmeseydim zaman kaybetmeseydim deyip duruyorsunuz..
Kurabiye de bir şeyi sabit tutup değişken üzerinde oynayarak farklı tatlar vermesini sağlarken bunu hiç düşünmemiştiniz ama aynı şeydi aslında..
Kim söyleyebilir sevginin içinde nefret olmadığını, fazla hoşgörünün aslında asabiyeti içinde barındırmadığını, yalnızca dönüşümlü olarak kişiye ve olaylara göre yer değiştirip durmadıklarını.. Sessiz kaldığın zamanlarda içinde konuşup duran sesi dinlerken, hiç susmadığın zamanlarda ise o sesi duymak istemediğinden konuşup durursun aslında.. Doğallıktan yanayım dersin ama bunu söylerken bile birilerine rol yaparken bulursun kendini, hayat her daim olduğun gibi görünebilme fırsatı vermez sana, hem bunun için izin de vermez çoğu zaman, gerek te yoktur zaten her daim olduğun gibi görünmeye..
Sen üç karakter almak için gelmişken düşler ülkesine, kendini zıtlıkları içinde barındıran altı karakter alıyorken bulursun kendini, şaşkınlığın geçmiştir, anlarsın..zıtlıkların uyumu çok özeldir, önemlidir, eksik yanını tamamlarsın aslında, bu dostluklar için de böyle, aşklar için de, karakterler için de..dengelerini oturtabilmek için, her karakterin zıttının da içinde bir yerlerde olduğunu biliyor olmak gerekir, zorda kalınca çıkarıp değiştirebilmek için..
Kurabiye yi her şeyi mükemmel yaptıklarına inanan, tarif kitabını açıp sayfada yazan her maddeyi tek tek uygulamakta olan kadınlar ve adamlar beğenmediler..yargılanmadılar çünkü tercih özgürlükleri yoktu, değişim riskini alamazlardı, ya tadı değişirse ? korkarlardı, en iyisi birilerinin yazdığı hazır tarif üzerinden gitmekti, onların doğrusu buydu, tercihleri de.. yıllar boyu aynı güzellikte ama aynı tatta kurabiyeler yapıp durdular, hiç sıkılmadılar.. Düşler ülkesine hiç gitmediler, belki de hiçbir zaman bilmediler öyle bir ülkenin var olduğunu, büyülenemediler, sürüklendiler.. çok insanı çok kez etkilediler kendilerini tekrar edip dururken, ama etkilenemediler, fark edemediler..önemli olan şeyin etkilenmek, etkilenince heyecanlanmak, farklı farklı yollara gidip farklı tatlardan keyif almak olduğunu..çok etkilediler, çok konuşuldular, çok aşık olundu o insanlara, çok defa ödüllendirildiler..ama fark yaratamadılar, gerçekten aşık olmadılar, aşık olundular, risk almadılar, dışarıdan bakınca hep çok iyi göründüler ama içlerine girince oldukça sıkıcıydılar..asla gülmedi gözlerinin içi çünkü hiç hayal kurmadılar ve hiç gitmediler düşler ülkesine ve hiç seçim yapmadılar, seçildiler, boyun eğdiler, kabullendiler, gerçekçi oldular her daim ve kurabiyenin sabitleri olup durdular, değişkenlere biçilen rol bambaşkaydı, onlar tarifte bir varlardı bir yoklardı ama asıl tadı veren kimbilir belki de yalnızca onlardı..

19 Ocak 2012 Perşembe

Hangisi doğru ?

Gurur mu
Asalet mi
Güven mi
Şefkat mi
Beklemek mi
Susmak mı kızınca
Sakin olabilmek mi birileri kızdırınca
Risk almak mı
Alamamak mı ?
Hangisi doğru sizce??
En doğrusu içinden geleni yapmak sanırım..
Ve kabullenmek gerçekleri
Ve yorumsuz kalmak..
Değiştiremeyeceksen eğer..
Ve uyumak gerginsen
Hayal kurmak..
Kendini dünyanın en güzel mekanında hayal etmek
Yanında en sevdiğin insan, ona sarılmak
Benim kahramanım babam
Her sabah günaydın diyebileceğin biri olması güzel
Ve bu eğer babansa
Daha güzel..
Canım babam
Hayallerimin hiç bitmeyen bir parçası olduğun için her daim,
Bana kendimi dünyanın en mükemmel insanı hissettirdiğin için
Her korktuğumda telefonun diğer ucunda olduğun için
Kurgular olmadan, karşılıksız sevebildiğin için,
Her gece uyumadan önce beni güldürebildiğin,
Her sabah uyandığımda günaydın dediğin için,
O kocaman kalbinde kocaman bi yerim olduğunu bildiğim için,
Canım sıkıldığı anlarda
Araya hiç girmeden yalansızca beni dinleyebildiğin
Değerli yorumlarınla beni aydınlatabildiğin için..
Yalnız hissettiğim her anımda yanı başımda olabildiğin için..
Ve daha bunun gibi birçokları için..
Sonsuz teşekkürler..

Gurur doğrudur
Bir tek sen varsın çünkü dedi bana
Asalet doğrudur
Kazanmaksa eğer en güzel duyguları amacın dedi
Güven doğrudur
Mutlu olabilmek için
Ve güvendiğin insanları doğru seçebilmek için
Gerçek olması için
Şefkat doğrudur dedi..
Beklemek doğrudur
Doğru kararlar vermek istiyorsan eğer dedi..
Kızdığında susmalısın
Pişman olacağın cümleler kurmak istemiyorsan eğer dedi
Bir de risk alabilmesin
Güzelliklerin olduğu bir hayat yaşayabilmek için dedi..
Biliyordu..
Benden daha çok yaşamıştı, görmüştü..
Duygularını bastırmıyordu
Çünkü hayat çok kısaydı..
Belki de öğrettiği en güzel şey buydu..
Korkular olmadan yaşamayı
Cesareti
En saçma zamanlarda gülebilmeyi,
Ve en önemlisi hayal kurmayı
Öğrettiğin için..
İçinde bi yerlerde
Her daim yerim olduğunu bildiğim için..
Hotel California nın hikayesini ilk kez senden dinlediğim
Puro içerken kadeh tokuşturup dertleşebildiğimiz için
This could be heaven or this could be hell..
Neye inanmak istersen …
Özgürlük olduğu için
Neye inanmak istersem
Ona inanabilecek kadar özgür olduğum için..
Ve Hotel California bizim şarkımız olduğu için..
Belki de sadece bizim bi şarkımız olabildiği için..
Sonsuz teşekkürler J

7 Ocak 2012 Cumartesi

Issız Ada..ve yanına alacağın ilk üç şey ?

Kalabalık mekanlarda olmak güzeldir kimi zaman..yalnız olmadığını hissedersin..Bazen bir yabancının gözleriyle buluşur gözlerin o mekanda tek kişilik masanda kahveni yudumlarken.. sonra yabancının hayat hikayesini merak edersin sormak istersin ama çekinirsin..yine de iyi hissedersin çünkü o yabancı senin gözlerinin içine bakarken garip bir huzur hissedersin, sanki tanıyormuşçasına uzun zamandır ve gülümsersin..işte yalnızca bakabilmeyi başarabilen gözlerin gizemi..
Kimi zaman da aslında kalabalık bir masada, tanıdığın insanların arasında gözlerini kaçırırsın bakamadığından değil ama o ifadeyi yakalayamadığından belki de..yalnız hissedersin..
Çok ilginçtir ki hayatın anlamını yakalayabileceğin insanlar hiç tanımadığın kalabalıklar arasında dolaşıp dururken sen tesadüfleri beklersin..
Aslında herkes aynı şeyleri hisseder ama yalnızca sen hissediyorsun sanırsın korkarsın üzülürsün neden ben diye sorarsın kendine..cevabını bulamazsın uzunca bir süre..sonra büyürsün ve görürsün ki aslında yalnız değilsin..ya da aslında herkes yalnız..
O anlarda yıldızlara bakmayı seviyorken bulursun kendini..kayan bir yıldızdan, sakin bir denizden, ufak ufak yağan yağmurdan, dolunayın ışıltısından, güneşin doğuşundan daha güzel ne olabilir ki dersin..
Bir an gelir kimse konuşmasın istersin..küçücük seslere bile tahammül edemezsin..Ağlamak istersin, nedenini bilemezsin..sonra başka bir an gelir konuşmak istersin, içindekileri anlatmak..belki de yalnızca paylaşmak..An gelir sarılmak istersin..sevdiğin birine sımsıkı sarılmak..uzunca bir süre hiç konuşmadan sarılırsın..o anlar çok özeldir..tıpkı bazı özel insanlar gibi..onlara sarılmak güzeldir..bazen şefkatli bir baba, bazen en iyi dostun, bazen küçük bir çocuk, bazen de aşık olduğun biri..sarılmak güzeldir, paylaşmak ta..sevmek ve sevilmek te güzeldir..
Her güzel şeyin bittiği anlardan nefret edersin..sanırsın ki bir daha hiç gelmeyecek..tanık olduğun her an, iyi ya da kötü, bütünleşir ruhunla..anlamlar katar.. sonra tüm bunlar ışık tutar hayatına ya da karanlık olur bianda..
Aslında hep unutulan şudur: aydınlığı arıyorsan gecenin ortasında, günün ağarması için yalnızca güneşin doğmasını beklersen saatler kaybedersin..yapman gereken tek şey kahveni alıp yıldızları görebileceğin bir yere gitmek..zor da olsa, uzakta olsa, yağmur da yağsa yine de gitmek..başka türlü olmaz sabah..biliyorum çünkü gidiyorum..
Bir soru öyle ise:  ıssız bir adaya gitsen yanına almak istediğin ilk üç şey ne olurdu ? ıssız ada sessiz gece olsun, yanına alacakların da kumdan kaleler, sıcak şarap ve hiç konuşmadan sımsıkı sarılabileceğin özel biri olsun.. 
O zaman gün hiç ağarmasa da olur..Let's explorer ensemble la liberté J